28 Kasım 2012 Çarşamba

Asker Yolu Gözlemek


Bugüne kadar hiç bir yakınım askere gitmedi benim. Gidenlerse hiç oturup uzun uzun anılarını anlatmadılar. Ama ben bu aralar bugüne dek hiç duymadığım kadar askerlik anı ve muhabbetlerine maruz kalmaya başladım.

Haliyle hiç de asker yolu gözlemedim. Etrafımda ise askerdeki abisini, sevgilisini, nişanlısını veya bilmem kimini askerden gelsin diye bekliyorum diyen çok oldu. İnternet ortamında şafak sayanlara tutun da, 'gel teskere gel teskere bitsin bu gurbet' temalı şarkıları sosyal medyada paylaşanına kadar. Bir de meşhur asker mektupları var tabii.

Tüm bu askerlik anılarını ve özlemlerini uzaktan duymak yetmiyormuş meğer. Önümüzdeki ay ben de erkek arkadaşımı askere uğurluyorum. Tam 14 gün sonra. Bu aralar içime çöken buhranları tüm varlığımla kovalıyorum. 'Ne var yea sayılı zaman değil mi, çabuk geçer' sözü bu kez çıkamıyor ağzımdan. Yaklaşık 2 senedir aynı şehirde olunca mesafe anlamında ayrılık denen şeyi hiç yaşamamış olmanın da payı var tabii bu düşüncede. Ancak insan en çabuk alışan varlık. İlk zamanlar tökezlesem de ilerleyen zamanlarda bu duruma alışarak üstesinden geleceğimi biliyorum.

Giderkense arkasından suyu sürahiyle değil, damacayla dökmeyi planlıyorum. Tez vakitte dönsün diye.

Son olarak çok yakında 'gel tezkere gel tezkere, bitsin bu gurbet' ruh halim, çok yakında tam burada! Bekleyin...


18 Kasım 2012 Pazar

Zayıfsam Günahım Ne?


Bugüne kadar hiçbir zaman kilolu kategorisinde sayılabilecek ete ve buta sahip olmadım. Görüp görebileceğim en fazla elli kilo veya biraz üstüydü.

Küçükken hep çok zayıftım. Etrafımda öğretmenimden tutun konu komşuya kadar herkes tarafından 'kuru kız', 'kürdan' gibi yakıştırmalara maruz kaldım hep. Zayıf olan insanların zayıflıklarına dair bu tarz benzetmelere alınmayacakları düşünülür. Kilolu kişinin yüzüne şişman ya da tombul demek ayıptır ama zayıfın yüzüne 'kuru' 'kürdan' 'çöp' gibi yakıştırmalar rahatlıkla söylenebilir. Şişman insanın duyguları var da sanki zayıfların duyguları yokmuş gibi.

Bir de küçükken ailenize söylenen gereksiz sözler vardır. 'Aç mı bırakıyosun', 'Et yedirmiyo musun sen kıza?' annemde bu tip teyzeleri 'yemek seçiyor' diye geçiştirirdi. Gürbüz çocuk sağlıklı çocukla eş değerdi onlara göre. Bazen gene aynı tip komşu kadından şöyle komik bir cevap gelirdi 'şimdi seçsin de yarın öbür gün koca evinde mecbur her şeyi yiyecek'. Sanki koca hayatını paylaştığın adam değil de canavar. Zorla ağzına sokacak yemek istemediğin yemekleri. Ki birçok erkeğin brokoli başta olmak üzere yemek konusunda seçici davrandıkları da bir gerçek.

Üniversite hayatımın son senelerine kadar bu hep böyle sürdü. 'Yiyip kilo almamak' kafası ve bünyesiyle yaşadım hep. Ben Burger King'de hamburgerleri hapur hupur yutarken, kilolu arkadaşlar imrenerek belki de içten içten bünyelerine nalet okuyarak yediler o burgerleri. Onlara su içseler hemen yaradı, ben bir kuzuyu tek başına yesem dahi bana yaramadı. Gene aynı şekilde birçok kadın topluluğunda geçen diyet muhabbetleri ve anılarına hep Fransız kaldım. Etrafımdaki birçok kadının hayatının bir döneminde yaptıkları bir diyet, uyguladıkları bir rejim programı olmuştu. Bense saf saf bu sohbetleri dinlemekle yetindim, hiç bir zaman dahil olamadım.

Spora gelirsek bugüne kadar pek yapmadım. Önceden sporu sadece zayıflamak için yapılan bir aktivite zannederdim ancak sonradan sporun formda kalmanın ve kilonun vücuda orantısız dağılarak vücudun deforme olmasını engelleyen en güzel yollardan biri olduğunu farkettim.

Bir kaç sene evvel aldığım spor ve rejim dergisinin verdiği (ki dergiyi alırken senin 'neyine be o dergi, zaten çirozsun' bakışları atan kasiyerin bakışları hala aklımda) gaz sonucu kendi çapımda ev sınırları içinde egzersiz yapmayı denedim, her yerim aynı hafta içinde tutuldu bir süre yapmaya tövbe ettim. Dün ise markette gözüme takılan pilates topu ardından ise sabah televiyonda denk geldiğim pilates egzersizi yapan spor hocası adeta bana spor yapmam için gönderilen bir işaretti. Bugün gittim ve o pilates topunu aldım. Ve yarından itibaren spora başlıyorum. Ne gerek var canım sen zaten zayıfsın diyenlere inat yarın sporuma başlıyorum.

Hayırlara Ola!


10 Kasım 2012 Cumartesi

Umut Işığı Değil, Umudun ta Kendisi



O adam ki yok olmaya yaklaşan bir milleti sil baştan toparlayarak, imkansızlıklar arasında yeni bir devleti kurabildi.

O adam ki seneler sonrasını görüp tüm yenilikleri ona göre gerçekleştirdi.

O adam ki geri düşüncelilere ve yeni karşıtlarına karşı başı dimdik durabildi ve ülkesi için elinden gelenin çok daha fazlasını yapabildi.

O adam ki babasız büyümesine rağmen eşine ve evlatlıklarına en iyi baba olabildi.

O adam ki her sözü tarihe geçti.

O adam ki hem sayısal hem sözel zekasına sahipti ve geriye birçok eser bırakabildi.

O adam ki küçüklüğümüzden beri beyninize işlenen eşsiz mavi gözlere sahip tek kişiydi.

O adam ki umut ışığı değil, umudun ta kendisiydi.

Ruhun şad olsun Mustafa Kemal Atatürk.

4 Kasım 2012 Pazar

Kasım'da Aşk Bir Başka Mıdır?

Kasım ayına girdiğimiz andan itibaren tüm sosyal medyada 'Kasım'da aşk başkadır' geyiği ve esprileri tam gaz sürüyor. Birçok kişinin özellikle de tek tabanca hayatına devam eden müzmin bekarların (müzmin ne la!) favori aylarından biridir Kasım ayları. Aynı kişiler genelde 14 Şubat'larda da yalnız olduğundan 14 Şubat geyiklerinin üstadı olan kişilerdir de aynı zamanda. Tabii 14 Şubat gününün ne kadar anlamsız bulduklarını kapitalizme yükleyerek, 'bekarlık sultanlıktır' diye takılırlar. Yanlarından geçen el ele olan çiftlere içten içe kurulsalar da renk vermezler asla. Eminim fırsatını bulsalar yalnızlıklarından koşarak uzaklaşırlar bu tipler.

Halbuki aşkın ne ayı olur, ne de mevsimi. Yaz aşkı, kış aşkı gibi yakıştırmalarda 1-2 aylık macera arayanların icat ettikleri aşk türevleridir. Şahsen yaprakların döküldüğü Ekim ayı Kasım'a göre daha romantiktir bana göre. İlla aşk aynı konacaksa Mayıs falan olsun mesela. Çiçekler ve papatyaların açmaya, güneşin yavaş yavaş içleri ısıtmaya başladığı, okuldan kaçma hissiyatının yavaş yavaş öğrenci milletinin içinde yeşerdiği Mayıs ayı olsun aşk mevsimi.

Aşk illa ki geç de olsa yer bulacaktır herkesin hayatında. Ama erken, ama geç. Ama Mayıs'ta ama Kasım'da.. Aşık olunan değil de aşkı yaşattığımız aylar ve mevsimler önemlidir. Yazın yakıcı sıcağında, kışın dondurucu soğuğunda.

Yazımın gidişatı Tuna Kiremitçi metinlerine dönmeye başladı, son versem iyi olacak.

Bu arada oylarınızı hala bekliyorum. Saygılar.  Link: Oy Ver Bana!