29 Aralık 2014 Pazartesi

2015'iniz Kutlu Olsun!


Her sene adetimdir geçen yılı bloğumda uğurlarken gelecek yılı da güzel dileklerimle bloğumda karşılamak. Bu sene de yeni yıl yazısını es geçmek olmazdı.

Geçtiğimiz bir sene içerisinde iyisiyle kötüsüyle birçok şey yaşandı. Bloğum ise bu anların en yakından ve en samimi şahidiydi. Öğrencilikten çıkıp yaşamıma kendimce yön vermeye çalıştığım bu zamanlarda yeri geldi bana en doğru gelen şeyi yaparak, hata yaptım. Yeri geldi en isabetli kararı verdim ve kendim için hayırlı olandan yana bir karar kıldım. Mutlu oldum, yerli yersiz güldüm. Mutsuz oldum, yersiz yere kendimi hüzne boğdum. Ama kendim için en iyisi olacağına her zaman inandırdım kendimi. Ben bu sene umutluydum. Her şeye rağmen ben bu sene bolca da mutluydum.

2014'te aşk ve sevdiğim adam namına ilk adımlarımı atarken 2015'te ise hayallerimi süsleyen beyaz panjurlu işimin peşindeyim. Önümüzdeki yeni yılda ise değerini bileceğim ve değerimi bilen insanlara emek harcayacağım, sevdiğim insanların sevgisine doyacağım, umutlarıma bir adım daha yaklaşacağım ve yerli yersiz sıkıntılara en az kafa yoracağım sağlıklı bir sene olsun istiyorum. 2015 geçmişimde geçen en kötü günümü dahi aratmasın diliyorum.

Şuan ise bu yazımı merak edip okuyan, okudukça kendini bulan ya da bulmayan, kendisi için en iyi dilekleri kelimelerimin içinde arayan senin de yeni yılın kutlu olsun. İyiyi ve huzuru barındıran bir yıl peşini bırakmasın, hüzün ve kötü duygular ise arkasına bakmadan senden uzaklaşsın.

Şimdiden iyi seneler.





27 Aralık 2014 Cumartesi

Gerçek Hayata Ait Bir Senaryo: Changeling


İzmir'de yaşayanlar bu günlerde yağmurun şehri nasıl esir ettiğini bilirler. Hoş mevsim kış olunca sadece İzmir değil, birçok şehir yağmur altında... Ben de vaktimi yağmurda yapılabilecek en güzel şeylerden biri olan film izlemeye ayırıyorum bu ara. Mumun loş ışığında dizlerimi polar bataniyemi alıp, üzerine kahve yaptım mı bir de değmeyin keyfime. Dün gene böyle günlerimden biriyken türkçeye çevirisi 'Sahtekar' orjinal adı ise 'Changeling' olan 2008 yapımı bir dönem filmi izledim. Başrollerde Angelina Jolie oynuyordu. Filmin beni çeken kısmı ise gerçek hayatta bire bir yaşanan bir hikayeyi içermesiydi. Film adını 'küçük yaşta değiştirilen çocuklar' anlamına gelen 'changeling' kelimesinden alıyor. Film 1928 senesinde gündeme damga vuran bir olayın vizyona uyarlanmış hali. Filmin baş kahramanı Jolie'nin canlandırdığı Christine Collins dokuz yaşında Walter adındaki oğluyla yaşayan, eşinden ayrılmış bir kadın. Christine dönemin en gözde mesleklerinden biri olan telefon santralinde çalışıyor. İşi dolayısı ile bazen oğlunu evden yalnız bırakan Christine, bir gün işten eve geldiğinde oğlunu evde bulamıyor. Ardından Collins'in oğlunu bulma savaşı başlıyor. Yaklaşık beş ay sonra kendisine ait olmayan bir çocuk kendi oğluymuş gibi Christine'e getiriliyor. Ancak Christine oğlunun kendisine verilen çocuk olmadığından adı gibi emin. Bunu ispatlamaya çalıştıkça 'sorumluluklarından kaçmaya çalışan anne' sıfatıyla suçlanarak, birçok duruma maruz kalıyor. Tüm bu olaylar yaşanırken  Gordon Steward Norhcott adında homoseksüel bir seri katil ortaya çıkıyor. Adamın tüm zevki sokaktaki çocukları toplayarak onları kümeslerde vahşi bir şekilde öldürmek. Filmin finaline doğru ise olaylar arasındaki bağlantılar kurulurken, film sürpriz bir finalle sona eriyor. Yabancı filmlerde çok fazla gözyaşı dökmesem de bu film bir kadın olarak taşıdığım analık içgüdüsünden midir nedir beni oldukça etkiledi. Filmin türüne ise polisiye, dram hatta psikolojik film dahi denebilir. Mahkeme ve idam sahnesi, polisler, medya, tımarhane,  seri cinayetler gibi ilgi çekici birçok unsur bu filmde buluşmuş. İster istemez içine çekiyor insanı. Filmin ardından keşke beyaz perdede izleseymişim pişmanlığını yaşadım.

Filmin başrolüne ise Angelina Jolie cuk oturmuş. Zaten filmin yapımcısı da hem günümüze uyacak kadar modern hem de 1920'li dönemleri yansıtacak kadar eskiye ait bir yüze sahip olduğu için Jolie'yi başrole uygun bulmuş. Ayrıca Changeling 2008 senesinde Cannes film festivalinde de gösterilmiş.

Gerçek hayattan uyarlama filmlerin ardından huyumdur, filmin gerçek hikayesini araştırırım. Changelling filminde de gerçek hikayeye ait kişilerin profilleri ile oyuncuların birebir benzerliği filmin diğer etkileyici bir boyutu olmuş. Uzun lafın kısası dram ve polisiye severlerin bu filmi heyecan verici bulacağına inanıyorum. Şimdiden iyi seyirler.



25 Aralık 2014 Perşembe

Tadı Damağınızda Kalan Bir Rehber- İzmir Gourmet Guide


İzmir demek lezzet demektir bir anlamda. Ve de Ege’nin kendine has tatlarının başkentine de İzmir demek çok da yanlış olmaz. Kahvaltının baş tacı simit gevrek adıyla ve Ege’nin kendine has lezzeti, İzmirli’nin ise sunumuyla bambaşka bir hal alır bu şehirde. Kahvaltının diğer vazgeçilmezlerinden biri ise boyozdur. Boyozun yanında sofralara buyur edilen yumurta da boyozun göbek adıdır bir anlamda. İkisi bir de yanına çay da oldu mu en zengin sofra işte o zaman kurulmuş olur.

Sonra kumru... Kumru adını lezzeti kendine has olan ekmeğinden ve kömür ateşinde buluşan salam, sucuk ve kaşarından alır. Ustasından yiyen ise tadını asla unutmaz, tiryakisi olur.

Ve İzmir’in diğer tüm lezzetleri… Zeytinyağlıları, İzmir köftesi, tulumu, tarhana çorbası, deniz ürünleri ve de şehirde gizli yüzlercesi. İzmir’de yaşayıp bu tatların bazıları ile bir yerlerde buluşan ve de bu eşsiz deneyimi sevdikleriyle paylaşanlar muhakkak ki vardır. Aynı şekilde şehir dışından İzmir’e konuk olarak gelmiş ve kulaktan dolma İzmir lezzetleriyle tanışmış birileri... Ancak her yemeği kendisine has yorumuyla damak tadına uyduran İzmir’deki mekanların tümüne hakim olabilmek oldukça zordur.

İzmir’de yaşayan ancak İzmir’deki birçok lezzetten hala bir haber olan, İzmir’e kısa süreliğine gelmiş ve yıllar sonra da adından bahsetmek isteyeceği tatlarla buluşmak isteyen veyahut İzmir’deki damak tadına uygun mekanları bilen ve yenilikleri yakından takip eden kişiler için harika bir rehber önerim var.  İsmi “İzmir Gourmet Guide”. Bu rehber sayesinde İzmir’i daha da yakından tanıma fırsatını elde ediyorsunuz.

Türkiye’de yeme ve içme alanında rüştünü ispatlamış kişilerden oluşan jüri tarafından seçilen İzmir’e ait yeme-içme ve eğlence mekanları ve bu mekanlara ait takdire şayan lezzetler bu rehberde buluşuyor. Hangi yemek, nerede tadılmalı bu kitapçıkta cevap buluyor. Daha önce dört defa meraklıları ile buluşan İzmir Gourmet Guide, beşincisinde sayfa bana yetmez dijitalde de görmem, hissetmem gerek diyenlere de harika bir alternatif oluşturuyor. Mekanlara ait lezzetler hakkında bilgi edinirken, sayfalarda yer alan QR kodlar ile de mekana gitmeden önce o ana gidebilmeniz böylece mümkün oluyor. Kitapçığın diğer güzel yanı ise “Sokak Arası Mekanları” ile İzmir’in gizli kalmış efsane tatlarına ışık tutması. Ayrıca “Az Uzaktakiler”ile İzmir’in ilçelerine ait ve en az İzmir lezzetleri kadar meşhur olan ünlü mekanları sizlere sunuyor. Dünya mutfağından farklı mutfak kültürlerini tecrübe etmeyi seven kişiler içinse onlarca seçenek İzmir Gourmet Guide’da mevcut.

Kısaca İzmir’i yakından tanımak ve hissetmek isteyen, yeme-içme eylemini temel ihtiyacın çok ötesinde paylaşılacak bir deneyim olarak gören kişilere göre İzmir Gourmet Guide.

Tasarımı ile de dikkat çeken İzmir Gourmet Guide’a hayat veren Mandal Ajans ve mekanları kendine has üslubuyla tanıtan Ahmet Güzelyağdöken ise takdiri hak ediyor.

Siz de özenle seçilmiş ve farklı tatlarıyla yeni müşteriyle tanışmayı bekleyen mekanlar için güvenilir kaynak olan bu rehberden yararlanabilir, edindiğiniz bilgilerle gurme dahi olabilirsiniz.

24 Aralık 2014 Çarşamba

Uzun Bir Molanın Ardından Tekrar Burdayım!

Yaz tatili tadında uzun bir molanın ardından bloga geri dönmüş bulunmaktayım. Dört yıl boyunca aralıksız blogta bir şeyler paylaşırken belki de kendimi özletmek istedim kim bilir. Belki ufak bir kafa tatili, belki içine kapanıp kendini dinleme... Artık ne ad verilirse.

Bu süreçte birçok şeye alıştım aslında. Medeni durumumun nişanlı olması, kamuda çalışma fikrinden dönüp dolaşıp özel sektörde iş arama durumuna ve duygusal gelgitlere...

Ayrıca dört ay boyunca Aristolog Reklam& Sosyal medya blogu ve Vera Luz mücevherat markasının kurumsal blogunda yazılar yazdım. Yakın zamanda Vera Luz'un blogundaki blog yazarlığı görevini tekrar kuruma geri versem de dört aylık bir süreç benim için eşsiz bir deneyimdi. Vera Luz markasının ürünleri her ne kadar paha olarak beni aşsa da markayla haşır neşir olmak manevi olarak ayrıca bir mutluluk yaşattı bana. Değerli mücevherler hakkında da epey bir aydınlandım laf aramızda. Gerçek pırlantayı ayırt edecek kıvama geldim. Yazılarımı merak edenler buraya tıklayarak yazılarıma ulaşabilirler. 

Bloga ara verdiğim süreç içerisinde birçok şey de biriktirdim aslında. Birçok film izledim, kitaplar okudum, ders çalıştım, arkadaşlarıma vakit ayırdım, mülakatlara gittim. KPSS sürecinin ardından ihmal ettiğim birçok şeyi gerçekleştirdim. 2014 senesinde düşlediğim birçok şeyi yaparken, bazılarını da ister istemez 2015'e iteledim.

Yazmaktan kısa bir süre uzaklaştığım zaman zarfında neler biriktirmişim önümüzdeki yazım da yazmaya başlayacağım. Bakalım bu süreçte neler yapmışım, neler yaşamışım.




14 Ağustos 2014 Perşembe

Signal White Now Gold ile Doyasıya Sırıtabilmek


Geçtiğimiz hafta Fikri Mühim aracılığı ile Signal markasının yeni çıkan ürünü olan Signal White Now Gold yeni diş macunu ve Signal Ultra Reach diş fırçası elime ulaştı. Fırçayı şuan için ihtiyaç duymadığımdan henüz kullanmasam da macunu kullanmaya çoktan başladım. Ben diş konusunda aslında hep bir şeylerden muzdaribim. Kahve ve çay fazla tüketmesem de ve hayatımda sigarayı hiç kullanmamış olsam da dişlerim yeterli beyazlıkta değil. Tatlı ve dondurmayla ise enteresan bir şekilde hiç aram yok. Buna rağmen çocukluktan itibaren sahip olduğum bolca dolguya sahibim. 4-5 yılda bir belki de daha kısa sürede dolguları yenileme gibi bir zorunluluğum var. O nedenle gerçek hayatta ve fotoğraf çekimlerinde dişlerime çok güvendiğimi söyleyemeyeceğim. Genelde tutuk bir gülümsemeyle hayatımı devam ettirmeye çalışıyorum. Başlıkta gülmek yerine sırıtmak dedim farketmişsinizdir. İşte ben sırıtmaya hasret kalanlardanım. Çünkü sırıtmak diş rengi ve sağlığından sıfır şüpheye sahip insanların özgüvenini gösteriyor bana göre.

Bir haftadır ise Signal White Now Gold ürününü Fikri Mühim ve Signal sayesinde tecrübe ediyorum. Şu ana kadarki sonuçtan ise oldukça memnun kaldım diyebilirim. Kısa sürede diş rengimde farkedilir bir beyazlama gerçekleşti. Yanında gönderilen testerlardan ise bolca çevremdeki arkadaşlarıma dağıttım. Genel olarak tepkiler olumlu oldu. Ayrıca macunun renginin mavi olması olaya eğlenceli bir boyut katıyor. Yaşı ufak tüketiciler içinse bu mavi renk diş fırçalama zorunluluğunu oyuna çeviren bir eğlence niteliğinde. Ben bile aynada bakıp kendimce eğleniyorum bazen.

İşin önemli diğer boyutu ise ürünün tamamen test edilmiş bir ürün olması ve bu anlamdaki güvenirliliği. Çünkü beyazlama vaad eden bir çok diş macunu başta tebeşir tozu olmak üzere birçok zararlı kimyasal ürün içerebiliyor. Bu da dişlerin dış görünüşündeki boya algısı ile geçici beyaz bir görünüm sağlarken dişe içten içe kimyasal olarak zarar veriyor. Signal White Gold Now ise kesinlikle zararlı kimyasal maddeler içermiyor.

Signal White Now Gold fikirlerimin şimdilik bunlardan ibaret. Sizden daha beyaz gülüşlerin ve bu gülüşe ait özgüvenin peşindeyseniz, kesinlikte ürünü kullanmanızı öneririm.

Adeta sesimi duyarak hınzır gibi yetişen Fikri Mühim'e ve Signal markasına ise teşekkür etmessem olmaz tabii.


9 Ağustos 2014 Cumartesi

Bir Nişan Töreni


Önce bayram akabinde söz artı nişan. Her şey hayal ettiğim(iz) gibi gerçekleşti. Bilhassa nişan... Arzuladığımız insanlar eşliğinde, sade ve güzel bir törenle gerçekleşti nişanımız. Saçım, makyajım, pastamız, alyanslar her şey hayalimizdeki gibi gerçekleşti. O akşam için misafirlere ufak bir hatıra olarak düşündüğüm kokulu pembe güllü sabunlar ise beklediğimden daha fazla sevildi. Herkes mutlulukla attılar çantalarına. Sabunları internette uzun araştırmalar sonucunda Büyülü Sabunlar'dan ısmarladım. Şuradan sabunlara ulaşabilirsiniz. Siz de özel günleriniz için aile ve dostlarınıza farklı bir hediye düşlüyorsanız, mumların yaratıcısı Büyülü Sabunların ürünlerini kesinlikle tavsiye ediyorum. Tabii firmanın İzmir'de yer alması tercih etme olasılığımı daha da arttırdı.

Nişan sonrası ise artık sağ parmağımda yüzük, ilişkinin bir seviye daha ilerlemesine tanık olmaya başladım. İşin en güzel yanı ise karşındaki kadın/adamla bir hayat geçirebilme fikrinin kafada daha net ve şüphe götürmez hale gelmeye başlaması ve birlikte bu yolda daha sağlam adım atabilmenin mutluluğu. 3,5 yılımıza yarın girerken aşkın ilk üç yıl sürdüğünün büyük bir yalan olduğunu söyleyebilirim. Aksine aşk tanıdıkça katlanarak artıyor. Tabii bu hem sizin hem karşındakinin ilişki boyunca atlattığı dönemeç ve süreçlere birlikte direnebilme gücünüzle de alakalı. Her zorluk ardından daha kenetleniyor insan birbirine.

Muhtemelen sizler de Facebook üzerinden bolca nişan ve düğün davetiyelerine ve albümlerine  maruz kalmışken olayı fazla uzatmak istemiyorum. Ben bile bu süreçten geçerken olayın civcivlendirilmesine içi bayılanlardanım. Her şey tadında güzel. Hakkımızda hayırlısını diliyor, yazıma son veriyorum.


26 Temmuz 2014 Cumartesi

Herkese İyi Bayramlar


Bayram kapıya dayandı gene. Nerede o eski bayramlara girmeden bu bayramda gene aile büyüklerimle geçirebildiğim için şanslıyım aslında. Çünkü biz yetişkin haline büründükçe anneler, babalar, anneanneler, babaanneler ve dedeler giderek yaşlanıyor. Biz ise bugün ve hiç bir zaman onlarsız bir bayram düşünemiyoruz. Her ne kadar ömür boyu tüm bayramlarımıza eşlik edemeyeceklerini bilsek de bu düşünceleri kabullenmek istemiyoruz hiç bir zaman. Aslında bu gerçeği farkında olup her bayram bunun mutluluğuyla bile yetinebilmek önemli. Gene kaybettiğimiz yakınlarımızı hatırlamak ve ona özlemimizi dile getirmek gerek bayramlarda. Çünkü ben bedenen yanımızda olmasalar dahi bu ruhen böyle özel günlerde tüm söylediklerimizi hissedeceklerine inancındayım.

Özetle sevdiklerimizle birlikte olmanın tadını çıkaralım bu bayram. Fazla bir bahaneye gerek yok, sadece yanımızda oldukları için mutlu olalım. Herkese şimdiden mutlu bayramlar.


22 Temmuz 2014 Salı

Nişana Geri Sayım

Daha önceki yazımda hayatımda olumsuzlukların yanında güzel havadisler de olduğunu dile getirmiştim.  Malumunuz yılbaşına sürpriz bir başlangıç yapmış, evlenme teklifi almıştım. Şimdi ise sıra bu havadisin devamını açıklamaya geldi.

Akabinde asıl zor level olan baba ile erkek arkadaşın kaynaştırılması kısmını güzel bir şekilde atlatarak ise büyük bir oh çektim. Ardından ise nişan tarihi belirlendi ve hazırlıklar başladı. Nişanı ev içerisinde (anneanne evi) mütavazi bir törende gerçekleştirmeye karar kıldık. Salon tutmak, abartılı salon kıyafetleri giymek gözümüze gereksiz gibi göründü. Gönüller bir olduktan sonra.

Ardından alışverişler başladı. Öncelikli olarak gecenin yıldızı ve ömür boyu bizim parçamız haline geleceğini tüm kalbimle dilediğim alyanslarımızı seçtik. Ve alyanslarımızı Osmanlı'dan bugüne birçok çifttin hayatını birleştirme kararlarında onların en büyük yardımcısı olan Tarihi Kapalıçarşı kuyumcularından almakta karar kıldık. Nişan alışverişi aslında beklediğimden de kolay oldu. Çünkü erkek arkadaşımla zevklerimiz birbirine çok yakın. Bu da karar sürecimizi epey bir kısalttı. Önceden de kafamızda birçok şey belirli olduğu için sancısız bir şekilde bu kısmı atlattık. Ardından alyansın yareni olacak olan nişan tepsisi ve makasını İzmir Kemeraltı'ndan aldım. (Dip not: Kapalıçarşı'da tepsi fiyatları epey uçuk, o nedenle hem zevkime hem de bütçeme göre tepsiyi gene kürkçü dükkanım olan İzmir'de buldum.)

Gecenin diğer teferruatları olan o gece giyilecek kıyafetler ve diğer tüm ayrıntılar ise geçtiğimiz günlerde alındı ve bir kenara kondu. Hazırlıklar neredeyse tas tamam. Nişan ise bayramdan sonra gerçekleşecek. Şimdi ise geri sayım yapıyoruz. Nişandan sonra havadisleri ise buradan bildireceğim. Tüm sevenler tez zamanda kavuşsun diliyorum. Bizim içinse hakkımızda hayırlısı.



19 Temmuz 2014 Cumartesi

İftar Yoğurtsuz Olmaz!


Benim gibi yirmili yaşların ortasında gelmişseniz ve annelik kavramı maximum on sene uzağınızdaysa türk icadı yoğurtun tüketimine daha fazla önem vermek gerekiyor. Çok ileride yaşlanınca ise kemik erimesi gibi kadınlarda en çok rastlanan sağlık problemiyle karşılaşmak istemiyorsanız, süt, peynir ve yoğurdun tüketimi şart! Benim gibi sütle aranız çok da iyi değilse ve sütü sadece nescafe, nesquik, sahlep gibi türevleriyle tüketebiliyorsanız. Peynirle de kahvaltı dışında pek de alakanız yoksa geriye bir tek sık tüketebilecek yoğurt kalıyor.

Geçtiğimiz süre zarfında Tavsiye Kanalı bana soyadımdan çokça aşina olduğum lakin, markanın veliahtı olacak kadar şanslı olmadığım Eker markasına ait yoğurtlardan tadına bakmam için yollamış. Daha önce Eker yoğurt yemişliğim vardı. Özellikle de 250 gramdan şeklinde dört parçaya bölünmüş paketleri oldukça pratik. Al çantana her yere taşı, tükettiğin kadarını aç vs vs. Hele de iki kişilik aileler için pek bir ideal. İhtiyacın kadarını kullandığından diğer paketler taptaze bozulmadan dolapta duruyor.

Özetle yoğurt yemenin gerekliliğini bir kez daha hatırlamış oldum Eker yoğurt sayesinde. Bir de annenin ev yapımı reçeliyle karıştırılıp yenildiğinde, lezzeti ben en iyisiyim diyen meyveli yoğurt markasına yarışacak düzeyde.

Şayet siz Eker markasının yoğurtlarının tadına bakmadıysanız kampanya halen devam etmekte. Başvurunuzu Tavsiye Kanalı'na yaparak siz de iftarlarınıza ayrı bir tat katacak Eker yoğurdu sofranıza buyur edebilirsiniz.

Dip not: Bu arada ürünlerin yanında bir de çiçek tohum kartı yollamışlar. Henüz ekmedim ancak yakın zamanda ekeceğim. Bakalım ortaya nasıl bir çiçek çıkacak.


8 Temmuz 2014 Salı

Sınavın Ardından


Daha önceki yazılarımda KPSS hazırlanmakta olduğumu belirtmiştim. Bir seneye yakın bir süreyi bu sınava harcadıktan sonra tüm çalışmalarım sınava giren birçok arkadaşım gibi benim de bir işime yaramadı. Puanım kaç gelir bilinmez ama kendimi de içine dahil olarak binlerce kişinin emeğini kağıt gibi buruşturup bir güzel çöpe attılar.  Ola ki atanırsam, mucize olur.

Son bir senede bir yerlere gelir miydim bilinmez ama mesleğimde ilerlemek adına bir şeyler yapabilirdim oysa ki. Ama gelin görün ki aile baskısı, özel sektör uzunca süreler iş bulamama KPSS'yi bir son çare gibi sundu önüme. Ben de madem hayat tecrübesi olan insanlar bu kadar ısrarcı belki de denemeliyim dedim. Hep burnumun dikine gidiyorken, bu kez etrafımdakilere kulak vermekte yarar buldum. En önemlisi de idealimdeki işten çoktan geçmiş, uzun süre işsizlikte sınandıktan sonra ne iş olsa yaparım abi kafasına ermiştim.

Bu zaman zarfında da blogumu epey bir ihmal ettim farkındayım. Diğer yandan da bir o kadar mahcubum. Telafi için döndüm aslında. Sadece blogun değil, birçok şeyin telafisi. Belki de geçen bir koca bir yılın... Bundan sonra önümde yeni, muhtemelen de bolca kavisli bir yol(lar) var. Bir yol ayrımını ise gerimde bıraktım. Artık güzel şeyler olsun, son iki yılda aşırı dozda hayal kırıklığı yaşamışken artık benim de yüzüm gülsün istiyorum. Hepsi bu!

Bu arada hayatımda sevindirici şeyler de olmadı değil tabii. Ama bunu diğer yazımda ayrıntılı bir şekilde yazacağım. Hoşçakalınız.

Dip not: Bu süre zarfında hayal kurmamayı öğrendim. Çünkü ne kadar fazla hayal kurarsan, bir o kadar hayal kırıklığı yaşıyorsun. Yılgınlıklarla doluyor bünyen. Sanırım akışına bırakmak en iyisi.


6 Haziran 2014 Cuma

Biraz Bulaşık Alır Mısınız?


Uzun zamandır beri KPSS muhalefetiyle kendimi test kitaplarına kapatmışken bugünlerime moral olacak bir haber aldım geçtiğimiz günlerde. Pril markasının PR ajansından İzmir'de gerçekleştirecekleri etkinlik için biz İzmir'den (İzmirli olmadığımdan İzmirli demek İzmirlilere haksızlık gibi geliyor) bloggerlarla bir etkinlik gerçekleştirmek ve bu etkinliğe beni de dahil etmek istediklerine dair maillerini aldım. Bumerang etkinliğinden beri epeydir etkinliğe katılmamıştım. Ev-dersane arasında mekik dokuduğum bu günlerde bu etkinliğin benim için değişiklik olacağını düşündüm.

Etkinlik Midpoint'te gerçekleşecekti. Midpoint'in lezzetlerine aşina olduğumdan leziz bir öğle yemeğinin olacağından hiç şüphem yoktu.

Etkinlik günü geldiğinde söylenen saatte Midpoint'teydim. Etkinlik haftaiçi olmasına rağmen katılım oldukça yüksekti. Yemek blog yazarları ağırlıklı olmak üzere benim gibi bloguna her şeyi dahil eden kişisel blog yazarları ve makyaj blog yazarları da etkinlikte yerini almıştı. Etkinliğin ev sahibesi Pril markasının PR ajansı olan Med Partners Reklamcılık ve Halkla İlişkiler Ajansı idi. Ajanstan Müşteri İlişkileri Temsilcisi Ünzile Hanım beni kapılarda karşıladı. Meslektaş olmanın da verdiği rahatlıkla kaynaşmamız da çok geç olmadı. İçeri girip diğer blog yazarları ile merhabalaştıktan sonra fotoğraf çekimleri başladı bile. O güne özel minyatür bir fotoğraf stüdyoyu hazırlamışlardı. Elimde Pril tacı yüzümde şapşal gülümsememle hemen objektiflere ilk pozumu verdim. Diğer fotoğrafımda ise 'En Hamarat Benim' sloganıyla herkese meydan okudum. (duy da inanma!) (Fotoğrafları görmek için buraya alayım seni)

Med Partners çalışanları ile ufak bir sohbetin ardından, Midpoint'in servisleri başladı. Bir süre sonra ise Açelya Akkoyun ve Pril markasının sahibi Henkel firmasının idare kadrosundan çalışanlar geldiler. Akabinde herkesin söz aldığı sohbet de başlamış oldu. Sohbet başlar başlamaz ise klasik fısıldaşmalar başlamıştı. Açelya Akkoyun'un ekrandakindaki görüntüsü ile kıyası... Meşhur derin gamzeleri ile beynimize kazınan Açelya Hanım, ekranda görünenden fazlası vardı eksisi ise yoktu. Aynı samimiyet, aynı doğallık, tek farkı ekranda görünenden çok daha uzun boylu ve atletik yapılı olmasıydı. Sonradan öğrendik ki uzun seneler voleybolcu olarak okul takımlarında yer almış. Bir gününün nasıl geçtiğinden, yardımcısı olsa dahi mutfağa girmekten büyük haz duyduğundan, bu hazzın ise özellikle sevdiklerine kendi elleriyle bir şeyler sunabilmek olduğundan bahsetti. Küçük kızını da anmadan duramadı. O da her anne gibi iki lafından biri kızı Alya idi.

Daha sonra ise geldik asıl konuya. Pril'in içeriğine. Pril kendimi bildim bileli bulaşık markası denilince aklıma gelen ilk markadan biri.  Zaten Türkiye'nin ilk bulaşık markası daha ötesi var mı? Tam 35 yıllık bir geçmişe sahip. İlk çıktığı günden beri markanın istikrarını sürdürmesi ve 35 yıldır marka lideri olması da zaten markanın hem içerik hem de pazarlama yönünden ne kadar başarılı olduğunun göstergesi. Hepsinden önce o vardı derler ya, işte aynen öyle. Anneannemin, teyzemin, annemin, halamın hepsinin evinde çokça görmüşlüğüm var Pril'i. Mutfak lavabosunun ayrılmaz yoldaşı desek yanlış olmaz. Hatta pikniklerde sabun bulamadığımız zamanlarda az mı elimizi Pril ile yıkadık. Kokusu konusunda da bulaşıktaki kötü kokuları bastırma da bire bir. Bilhassa meyve kokularına hayran biri olarak limonlu, nar ve yeşil elmalı olanlara daha bir hayranım. Bulaşıkları çıkarma gücünden bahsetmeme gerek yok zira birçoğumuz zaten buna yakından tanığız.

Etkinliğin sonuna doğru bu kez Açelya Hanım ile fotoğraf çektirdik. Son olaraksa toplu olarak gülümsedik objektife muzipçe. Henkel günün küçük bir hatırası olarak ise bize Pril'in basın kitini ve hediyelerini sundu. Pakette Pril limonlu bulaşık deterjanı başta olmak üzere bir de beyaz şirin bir fırın tepsisi vardı. Kullanmaya kıyamayacağımı bildiğimden onu ilerde kullanılmak üzere diğerlerinin yanına ayırdım.

Özetle Pril markası ile gün benim için oldukça eğlenceli geçti diyebilirim. Henkel'in Satış ve Pazarlama ekibinin dinamik kadrosu, Açelya Akkoyun'un meşhur gamzeleri ve doğallığı ile Meds Partners Reklamcılık ve Halkla İlişkiler'in çalışanlarının misafirperverliği ile unutulmaz bir gün yaşadım. Umarım tekrardan bir araya gelme şansını yakalarız.

 (Fotoğrafları görmek için buraya alayım seni)




13 Mart 2014 Perşembe

Huzurla Uyu Berkin!


İllaki kardeşin, evladın veya abin olması gerekmez birinin gidişine üzülmen için. Bana dokunmayan bin yaşasın diyerek yaşama gamsızca devam etmek yakışmaz vicdanı olana. Üzülmekten çok da hayret ediyorum, hala fütursuzca 'evden çıkmasaymış' 'su testisi su yolunda kırılır' diyebilen zihniyete. Kanım donuyor, aynı havayı teneffüs ettiğim için isyan ediyorum. Berkin Elvan sen şimdi gittin ya, melek oldun, huzurla uyu! Çünkü kurtuldun bu kirli dünyadan ve melek yüzlü şeytanlardan.

24 Şubat 2014 Pazartesi

Bumerang ile 'Seasons of Love' Gecesi


Geçtiğimiz hafta Hürriyet Bumerang'ın 'Seasons of Love' adını taşıyan İzmir'den seçilecek 10 blog yazarının katılımıyla gerçekleşeceğini duyurduğu deneyim günlerine dair ilanına sosyal medyada denk gelmiştim. Etkinliğe katılım şartı ise daha önce gidilen her hangi bir mekana dair değerlendirmemizi içeren bir yazıyı Bumerang'a göndermekti. Ben de geçtiğimiz ay Bisquitte Cafe & Mutfak'ta gerçekleşen etkinliğe dair yazdığım yazı ile başvurumu yaptım. Yazımı başarılı bulmuş olacaklar ki ertesi gün Bumerang ekibi tarafından aranarak, etkinliğe katılacak 10 blog yazarından biri olduğum söylendi. Bumerang'ın bana sunduğu ikinci bir etkinlikti bu. İlki ise yazın 'Road to Bodrum' adını taşıyan gene 10 blog yazarı ile gerçekleşen Safari Turu idi. O zaman etkinliğe katılacak 10 blog yazarından biri ben olsam da o hafta işim çıktığı için etkinliğe katılamamış. İçten içe de bir burukluk hissetmiştim. Bu nedenle 'Seasons of Love'  etkinliği benim için ikinci bir fırsat oldu.

Etkinliğin konsepti ise adından da anlaşıldığı gibi aşktı. Ancak buradaki aşk, sadece kadın-erkek arasında geçen değil, genel anlamda birçok şeye duyulan aşktı. İlk aşk aile, sahip olunan ve isteyerek yapılan mesleğe duyulan aşk, vitrinde gördüğün ve sahip olmak isteğiyle yanıp kavrulduğun ayakkabıya duyulan aşk, yemeğe içeceğe hatta çikolataya duyduğun aşk...

Akşam yemeği olarak Midpoint'te gerçekleşeceği belirtilen bu etkinlikte, unutulmayacak lezzetlerden olmaya aday eşsiz yemek menüleri ve yemeklerin ayrılmaz parçası şarap yer alıyordu. 'Lezzeti aşkınla paylaş' sloganı ile de bu lezzetleri sevdiğimiz biriyle ya da aşkımızla paylaşmamız isteniyordu. Ben de ilk aşkım olan annemi etkinliğe götürmeye karar verdim. Böylece blog yazarlığı hakkında tam bir bilgiye sahip olmayan annemin, konuyu ortamında görmesini istedim.

Geceye gelirsek...
Gecenin ev sahibeleri Bumerang ekibinden Arzu hanım, Hürriyet Ege'den yazar Bahar Akıncı Hanım, gecenin sponsorluğunu üstlenerek bizleri Gastronomi anlamında bilgilendiren dude table ailesiydi. İlk kez duyanlar için bilgi vereyim. Dude table yemek kültürüne ait birçok bilgiyi içinde barındıran online bir platform. Yemeğin sadece öğünden ibaret olmadığını aslında bir ülkenin kültür ve değerlerini yansıttığı hakkında bilgi veren, bu alanda ilgililerine kaynak olabilecek güzel bir site. Gene bu gece ev sahipliği yapan markalar arasında yer alan Terra şaraplarının ana markası olan Mey vardı.

Akşam boyunca Midpoint'in bize özel kalp tasarımlı menülerde sunduğu lezzetlerin ise tadı damağımızda kaldı. İki seçenek olarak sunulan menülerde ben tercihimi menü 1'den yana kullandım. Menüde yer alan tüm lezzetlere ve diğer tüm etkinlik fotoğraflarına buradan ulaşabilirsin. Menülere uygun seçilen Terra Narince ve Terra Öküzgözü - Boğazkere şarapları ise yemeğe ayrı bir lezzet kattı. Yemek devam ederken içilen şaraplar hakkında ise Mey İçkileri Ticari Saha Sorumlusu Kübra Hanım bizlere şarap bardağının nasıl tutulması gerektiğinden tutun, hangi şaraba hangi boyuttaki kadehin uygun kaçacağına kadar şarap içmenin birçok inceliği hakkında bilgi verdi. Kübra Hanım'a engin şarap bilgisi ve değerli önerileri için ne kadar teşekkür etsek az. Hürriyet Ege yazarlarından Bahar Hanım'la da sohbet şansını yakaladığım bu gecede mezun olduğumuz bölümden, yazma aşkına kadar birçok ortak yönümüz olduğunu farkettim. İletişim alanında bana örnek teşkil edecek birini daha böylece tanımış olduğum için kendimi şanslı hissettim.

Özetle, 'Seasons of Love' etkinliği her ayrıntısına kadar özenle düşünülmüş ve gene aynı itinayla hazırlanmış bir etkinlikti. Güleryüzlü tavırları ve bütün gece süren ilgileriyle, geceye katılan tüm blog yazarlarına kendilerini değerli hissettiren Bumerang kadrosu ve diğer sponsor firmaların temsilcileri ile sohbetler ise bir harikaydı.

Diğer yanda Melike adında tatlı bir blog yazarını da tanıdım bu etkinlikte. Kendisi 'ayağımın tozuyla' adını taşıyan blogun yazarı ve blogunda gezdiği birçok yeri, hayat tecrübelerini konu ediyor. Melike samimiyeti ve sıcaklığını blog yazılarında da birebir size hissettiriyor. 

Son olarak bu etkinlikte bir araya gelmemizi sağlayan Bumerang ekibine teşekkür ediyorum. Tekrardan başka bir etkinlikte bir araya gelmek ümidiyle.

Geceye dair fotoğraflara buradan ulaşabilirsin. 

Dip not: Şayet sen de 28 Şubat'a kadar #seasonsoflove etiketiyle aşkınızı paylaşarak, çift kişilik yemek kazabilirsin. 

İşte geceye katılan diğer bloggerlar;



22 Şubat 2014 Cumartesi

Eyvah Eyvah 3 Hakkında


Geçtiğimiz günlerde sinemaya gitmeyi çok ihmal ettiğimi farkederek, uzun zamandır vizyona girmesini beklediğim 'Eyvah Eyvah 3' filmine gitmeye karar verdim. Adından da anlaşıldığı gibi serinin üçüncü filmiyle Eyvah Eyvah karşımızdaydı bu kez. Seri olan filmlere herkes gibi ben de ön yargılı yaklaşabiliyorum bazen. Tutan ilk iki filmin ardından, izleyisi çoktan hazır olan bir kitleye seslenmek şüphesiz çok daha kolay. O nedenle sinemanın izleyici sayısı hakkında tahmin yürütmek çok da zor değil. İnsanın aklına en başta gişe kaygısı gütmeyen, tutmasına garanti gözle bakılan filmlerin ticari boyutlarda olup olmadığı geliyor. Ama biz izleyiciler o kadar uyanığız ki sadece ticari kaygı ile çekilen filmin başarısızlığını hemen anlayabiliyoruz. Örneğin Hükümet Kadın'ın ikinci filmi bana göre tam bir hayal kırıklığıydı. Espri yapmak için yırtınmak ve günümüz esprilerinin 60'lı yıllar ve doğuda geçen bir hikayede sırıtması gibi ağır kusurlar barındırıyordu film. Demet Akbağ'ın oyunculuğu dışında pek dişe dokunur bir etkileyiciliği yoktu.

İster istemez, Eyvah Eyvah 3'e de aynı kaygılarla girdim. Seride en çok Eyvah Eyvah'ın ikincisini severken üçüncü de aynı tadı alamadım. Filmi gene çekip çeviren Firuzan karakteriydi. Ata Demirer'in performansı da iyiydi ama ilk filmlerinde olduğu kadar bu kez ona gülemedim. Film aksiyon kısmında ise bir öncelik filmdeki hikayeden pek de farklı olmayan sahneler vardı. Serra Yılmaz ise filme renk katmış. Marjinal kişiliğini çoğu filminde olduğu gibi bu filmdeki rolüyle de hissettirmiş. Henüz filmi izlemeyenler için fazla ipucu vermek istemesem de Geyikli Beldesi'nin eşsiz manzarası ve Trakyalıların sempatik tavır ve şivesi için izlemeye değer diyebilirim. Şimdiden gidecek olanlara iyi seyirler.


20 Şubat 2014 Perşembe

Uzaktan İlişki Yürütmek


Uzaktan ilişki yürütmek adına yazmasam olmazdı. Zira bu duygunun en yakın şahidi benim. İlişki konusunda uzakta sevgilisi olanlarla büyük bir empati topluluğu kurabiliriz. Çünkü öyle çok ortak yaşanan duygu var ki. Hele de şu yıldönümleri, 14 Şubat'lar yok mu. İnsanın daha da içini dağlandığı zamanlar oluyor. Ben de bu yazımda uzaktan ilişki yürüten bizleri klavyeye almaya karar verdim.

Bir kere sevdiğiniz kişinin uzakta, başka bir şehirde hatta bazen ülkede olduğunu karşınızdakine söylediğinizde karşı tarafın ezici bakışları altında ezilmek duygusu var. Ve bu cevabı öğrenenin öğrendiği o klişe cümle 'uzaktan ilişki yürütmek de zordur'. Evet, doğru, zordur. Özleyerek aşk sürdürmek büyük sınavdır. Ama benim gözümde aşkı büyüten de odur. Sevdiğini bekleme duygusu. Zor bir yanının bulunması. Bilgisayar kameralarında onun bakışlarını yakalamaya çalışmak, her geçen gün Skype denen yazılımın varlığını şükretmek, en özeli ise geçirilecek bir kaç dakikayı bile günler hatta aylar öncesinde saatlerce düşlemek zordur.

Diğer yanda özlemek ne kadar sinir bozucuysa, kavuşmak bir o kadar mutluluk vericidir. Tarifi yoktur. Her buluşmada ilk buluşmanın tadına varır insan. En önemlisi aynı şehirde ya da yakında olupta buluşmaları rutin hale getirmek ve otomatiğe bağlanmış görüşmeler yaşamaksa, sık gerçekleştirilemeyen ama az ama öz zamanların geçirildiği buluşmalar daha anlamlı gelir insana. Susmak önceleri acaba konuşacak konumuz kalmadı mı korkusuna sebep olurken, ayrıyken bir araya gelindiğinde ise susmalar dahi anlam bulur. Gerekçe bellidir, özlenmiştir. Gözler buluşur.

Bir de aynı şehirde yaşarken yapılan ufak tartışmaların uzaktayken ne kadar anlamsız olduğunu daha çabuk kavrar insan. Bir araya gelindiğinde kapris yapmak bir yana bırakılır, çünkü o anlar kaprisle geçirilemeyecek kadar değerlidir.

Özetle zordur uzaktan ilişki yürütmek. Ama bir o kadar anlam katar aşka, sevgiye, sevgiliye... Her anın kıymetini bilebilene.


22 Ocak 2014 Çarşamba

Bisquitte'de Mutlu Bir Gün


Geçtiğimiz haftasonu gene bir etkinlik gerçekleşerek, ben dahil olmak üzere birçok blog yazarına ev sahipliği yaptı. Etkinliği düzenleyen marka İzmir'de uzun zamandan beri bilinen ve tarz sahibi bir mekan olan Bisquitte Cafe & Bar. Aslında Bisquitte'le epey önceden bir tanışıklığım vardı. Kısa bir süre tasarımlarını ve SM yönetimini yapan reklam ajansında çalışmış, markanın sosyal medya takibini gerçekleştirmiştim. Ve Bisquitte'in mutfağı da ajansın birinci katında yer aldığından tüm lezzetlerin üretim sürecine birebir şahit olmuştum. Yemekler aşırı titizlikle hazırlanıyor, hijyen kurallarına fazlasıyla önem veriliyordu. Aşçısını dahi tanıdığım dönemde, yemeklerin lezzetinin işine olan aşkla doğru orantılı olduğunu o dönem bir kez daha gözlerimle görmüş oldum. O nedenle gönül rahatlığıyla ve bir tanıdığıma ziyarete gider gibi gittim Bisquitte'in Alsancak Kordon'da gerçekleşen etkinliğine.

Bisquitte mekan olarak biraz Fransız biraz İtalyan kafesi havasını taşıyor. Ama yiyecek ve içecek menüsü (ki o bile orjinaldir, gidenler bilir.) Türk mutfağının eşsiz lezzetlerinden de nasibini almış durumda. Adana kebap (Postmodern Adana) , patlıcan bonfile gibi birçok türk yemeğini Bisquitte yorumuyla bulabiliyorsunuz. Diğer yanda İtalyan aşıklarına birçok farklı çeşitteki pizzalar, ben et yemem diyen ve formuna dikkat edenlere ise birbirinden lezzetli ve farklı çeşitteki salatalar eşlik ediyor. Bir de aklıma kazınan Amigos var ki, anlamını İspanyolcadan alırken, adı gibi 'arkadaş' samimiyetinde ve tadında bir menü.

Ben yemek konusunda gurme olmasam da etkinlikte bulunan yemek blog yazarları arkadaşlarım ve ablalarım gibi yemeklerden ve hizmetten oldukça memnun kaldım. Hizmeti de belirtiyorum çünkü garsonlar sürekli gülüyorlar, o derece samimiler.

Şu ana kadar Bornova, Gaziemir Optimum ve Alsancak (Kordon) olmak üzere üç İzmir semtinde bulunan Bisquitte'in artık Bostanlı'da olduğunu da belirteyim. Henüz Bisquitte lezzetlerini tatmamış olanlara ise Bisquitte'i yakın zamanda tecrübe etmelerini öneririm. Şimdiden afiyet olsun.

Etkinlik fotoğraflarına bakmak için Facebook albümüme tık!


10 Ocak 2014 Cuma

Patron Mutlu Son İstiyor


Kışın soğuklarında yapılabilecek en güzel alternatif şüphesiz sinemaya gitmek. Tabii sinemaya gitmenin bonusu olan patlamış mısır ve kolada işi daha da cazip hale getiriyor. Operatör firmalarının belli  günler için geçerli olan sinema kampanyalarının da bu zevki daha az maliyetli hale getirmesinde payı büyük elbette.

Dün uzun zamandan beri sinemaya gitmediğimi farkederek, 'Patron Mutlu Son İstiyor' filmine gitmeye karar verdim. Tolga Çevik'in aman aman hastası olmasam da televizyonda çokça kez denk geldiğim Kapadokya'lı aşk sahneleri aklımı çelmeye yetti. Çocuk yaşta Kapadokya'yı bir kez görme şansını bulan biri olarak, bu kez de film karelerinde görmeyi arzuladım. Filme gittiğim de ise başarılı buldum diyebilirim. Ama şunu da kabul etmek gerekir ki filmin birçok sahnesini Göreme'nin harika manzarası, tüften yapılmış şahane taş evler kurtarmış. Filmin başkahramanı Sinan gerçekten sempatik bir karakter. Senaristlik gibi oldukça karizmatik olan mesleğinin yanında, günlük hayatında tam bir anti-karizmatik. Film boyunca sakarlıklarını ve özgüvensizliğini bolca izliyoruz. Ama karakterinin doğal oluşu film kahramanına kendinizi daha da yakın hissetmenize neden oluyor. Ezgi Mola'nın her filmde olduğu gibi bu filmde de Eylül karakteriyle şirinliği üzerinde. Eylül karakteri kendinden emin ama bir o kadar kararsız, duygusal bir o kadar da donuk, gelgitli bir karakter. Murat Başoğlu'nun canlandırdığı Faruk karakteri ise epey yüzeysel işlenmiş. Sanki gerçek karakterini oynuyormuş gibiydi. Eylül (Ezgi Mola) karakterinin annesini oynayan Ayşe Nur Yazıcı'nın oynadığı Vuslat karakterinin ise neredeyse hiç denecek kadar sahneleri azdı. Kız ile annesinin bu kadar mesafeli olması ve bunlar arasında çok az konuşmaya yer verilmesi yetersiz geldi bana. Gene asabi karakteriyle yer yer dikkat çeken Ezgi'nin babası, filmin sonlarına doğru sakin kişiliğiyle pasif bir karaktere dönüşüverdi. Yani özetle tiplerin karakterleri ara ara sivrileştirilmeye çalışılmış ancak onda da tam başarılı olunamamış. Saba Tümer ise sanki sadece film afişinde ve fragmanda dikkat çeksin diye filme konmuş gibiydi. Sahnesi yok denecek kadar azdı. Filmin diğer dikkat çeken rolü ise Arif karakterine ait. Atçılık işiyle uğraşan Arif'i Erkan Can canlandırmış. Arif, hayatını hayvancılıkla sürdüren ve ilk başında düz bir karakter, ancak filmin ilerleyen zamanlarında içinde felsefi derinlik bulunduracak kadar da büyük bir adam çıkıyor içinden. O nedenle filmin en anlamlı (felsefi) konuşan karakterlerinden biri de aynı zamanda.

Tolga Çevik'in ikinci karakteri İskender Abi'nin ise plastik makyajına diyecek yok. Beyaz Show'da görmesem adamın Tolga Çevik olduğuna asla inanmazdım. İskender Abi, kıroyum ama para bende geleneğini bozmayan bir medya patronu.  (Yarım Elma'daki Medeni Karpuz tipini anımsattı bana.)

Filmin sonunu ise beklediğimden daha sönük buldum diyebilirim. Akıllara kazınacak bir son gibi gelmedi bana. Filmden sonra Kapadokya'daki balonlara binme sevdam daha arttı. Bir gün Kapadokya'ya tekrar gidersem, o zevki yaşamadan dönmek istemiyorum.

Özetle, eğlenceli vakit geçirmek isteyenlerin gidebileceği bir film. Belki de senaryo Yılmaz Erdoğan'a ait olduğundan, ben fazla beklenti içinde filme gittim, tam da umduğumu bulamadım, bilemiyorum. Filme gidenlerin de film hakkında yorumlarını bekliyorum.

Son olarak işte filmin jeneriği ve Sezen Aksu : müzik link


6 Ocak 2014 Pazartesi

Fikrimühim Ürün Denemeleri Part 2: Coffe Mate


Geçtiğimiz haftalarda Fikrimühim'in kahve ile ilgili anketi mailime ulaştı. Kahve içmeyi seven biri olarak bu anketi bayıla bayıla doldurdum tabii... Anket sonucum, ağırlıklı olarak sütten çok süt tozunu tercih etmek olunca, farkında olmadan Fikrimühim'in Coffee Mate süt tozu markasına yönelik hazırladığı kampanyasına dahil oluvermişim. Akabinde sitesinden kampanyaya katılımımı gerçekleştirdim. Ve yaklaşık bir hafta sonra Fikrimühim'in deneme paketi elime ulaştı. Pakette neler mi vardı? Öncelikli olarak Fikrimühim'in biz kampanya katılımcılarına özel mektubu, Coffee Mate ürününe ait tanıtıcı broşürler ve denemem için yollanan iki paket Nescafe Classic ve Coffee Mate (#ayrılmazikili). Evdede tam nescafe bitmiş ve Nescafe Classic krizi yaşanırken (3'ü 1 arada ve türevlerinden aynı lezzeti alamıyorum) bu yollanan deneme paketleri bana ilaç gibi geldi. Hemen kettle'ıma çalış emrini vererek, bu yeni paketleri denemeye koyuldum. Bu arada demeden edemeyeceğim Coffe Mate'nin yeni formülü eskisine nazaran daha yumuşak, diğer yandan neskafenin de kokusunu bastırmıyor. Özetle gerçekten ideal lezzette.

Diğer yanda PR ve Reklamcı olarak (her ne kadar şu an için meslek olarak icra etmesem de) Fikrimühim'in W.O.M. (Ağızdan ağıza iletişim) alanında başarılı bir öncü olduğunu düşünüyorum. Zira markaların kendi hakkında bas bas bağırmasındansa bizzat markayı deneyen kişilerin görüşlerini almak ve gene bu markaları deneyenler olarak iyisi ile kötüsü ile memnuniyet veya şikayetlerini belirtmek çok daha inandırıcı ve samimi.

Özetle Fikrimühim ile yaşadığım 2. deneyimim de başarılı ile sonuçlandı diyebilirim. Siz de deneyerek en doğru seçimlerin yapılabileceğine inanıyorsanız bu deneyimi yaşamanızı tavsiye ederim. Şimdilik benden bu kadar. Sonraki yazıda görüşmek üzere.


1 Ocak 2014 Çarşamba

2014 Sürprizleriyle Gelirken


2013 senesi hayli hareketli bir sene oldu herkes gibi benim için de. Nasıl olmasın? Türkiye'de bile bir sene içerisinde nice olaylar olmuş, nice kayıplar verilmişken bu ülkenin bir bireyi olarak kayıtsız kalabilmek ne mümkün.

Asıl olan ise özel hayatımda birçok şeyleri atlattığım bir sene oldu. İçinde 13 geçtiğinden midir nedir, pek de hayrını göremedim geçtiğimiz senenin. Aman gene de en kötü senemiz böyle olsun demekte fayda var. 2013'de; sevdiğim insanla askerlik ve memleket değişikliği ile iki kez ayrı düştüm. Özlemin kelime anlamı dışında duygusal anlamını da tattım. Çok sevdiğim ve ilerde anne olarak görmeyi çok istediğim Gülçin Teyze'mi kaybettim. İşsizlikle sınandım, birçok mülakattan kahrolarak döndüm. Yeri geldi kendime özgüvenimi bile kaybetmeme neden oldu tüm bu olanlar. Sonra aklımda hiç olmayan KPSS'ye hazırlanmaya karar verdim. Ders kitaplarına veda edemeden, gene kitaplarıma geri döndüm. Özetle iyisiyle kötüsüyle bir yılı geride bıraktım.

Bu sene ise sürprizleriyle geldi bana. Yılbaşını evde PTT (pijama-terlik-televizyon) üçlüsüyle geçirmeye adapte olmuşken kendi birden bir sürprizin içinde buldum. Sevdiğim insanın sürpriziyle (İstanbul'dan çıkıp gelmesi) kendimi dışarıda buldum. Olanların hızını idrak edememişken bir de üzerine evlenme teklifi aldım. Ve üçüncü yılımıza aylar kalmışken sevdiğim insanla hayat boyu birlikte olma sözüne dair adımımı (adımımızı) attım. Özetle 2014 en büyük sürpriziyle girdi kapımdan.

2014'ün ileriki zamanlarda neler getireceği bilinmez. Herkes için ise en iyisini getirmesi tek dileğim.

Herkes gibi ben de her gelen günden umutluyum. Hakkımızda hayırlısı.