10 Ocak 2015 Cumartesi

Pop Art Kraliçesinin Bilinmeyen Yüzü; Marilyn Monroe


Retro ve Pop Art'ın ilham kaynağı, kült filmlerin harika sarışını, kimilerine göre seks ikonu Marilyn Monroe. Birçok kadın onun gibi güzel olmak için nelerini feda etmezdi ki. 'Doğal sarışın bile değildi' lafının altında hazımsızlığın gizlendiği çok açık. Zira saçları oksijenle dahi açılmış olsa kesinlikle sarı onun rengiydi.

50 ve 60'larda çekilen filmlere ayrıca bir hayranlığım var. Bilhassa Audrey Hepburn ve Marilyn Monroe'nun filmlerinin yeri bende ayrıdır. İkisi de farklı iki kavramın kanlı canlı örneği. 'Roma Tatili' ve 'Tifanny'de Kahvaltı' filmleriyle gönlümde taht kuran Audrey, hiç bir zaman çok güzel bir kadın değildi. Ancak zarif duruşu ve masum tavırlarıyla gönlümde her zaman taht kurmuştur. Marilyn ise en çok 'Erkekler Sarışın Sever' ve 'Yaz Bekarı' filmleriyle beni kendine hayran etmiştir. Ve Marilyn, Audrey'in aksine gerçekten çok güzeldir. Çekicidir ve birçok erkeğe göre ise seksidir. Marilyn'in ben de düne kadar çektiği filmlerle ve çalkantılı aşk hayatıyla tanısam da araştırdığımda ansiklopedi derinliğinde bir kişiliğe ve yüzüne yansıyan gülümsemenin aksine içinde ne fırtınalar koptuğunu öğrenmiş bulundum. Hayatı boyunca Amerikan sinemasında aptal sarışın olarak film karelerine taşınsa da aslında birçok aptaldan akıllı olduğunu da böylece farkına vardım.

Daha bebekken babası tarafından varlığı yok sayılırken, annesinin akıl hastanesine kapatılması ile çocukluğunun yetimhanelerde geçmesi sayesinde hayat daha küçücük yaşta en büyük darbesini indiriyor Norma'ya aslında. Çocukluğu boyunca birçok koruyucu aile arasında gel git yaparken, annesine tekrar dönmesi ile üvey baba tacizini de yaşamış oluyor. İşte böyle acı bir geçmişi var Norma'nın. Evet Norma onun gerçek adı. Şöhret basamaklarının henüz başındayken ilk olarak gerçek ismini bırakıyor ardında. Ne zamanki savaş fotoğrafçısı tarafından karelenip keşfediliyor, işte o zaman Marilyn'in yüzü gülmeye başlıyor. Hayatı boyunca otuza yakın filmde oynuyor, şöhret basamaklarını hızlı bir şekilde tırmanıyor. Herkesin hayalindeki yaşama sahip olsa da genetiğinden gelen akıl hastalığı ve çocukluk tramvaları peşini bırakmıyor. İzleyicileri ona gıpta ile bakarken o kendini hiç bir zaman beğenmiyor, komplekslerini hiç bir zaman yenemiyor. İleride annesi, dayısı ve dedesi gibi şizofren hastası olmaktan çok korkuyor. Diğer yanda çevresi her ne kadar kalabalık olsa da bunca kalabalığın arasında her zaman da yalnız aslında. Psikolojik tedavilere ve uyku ilaçlarına sarılıyor. Tüm bu uygulanan ağır ve yanlış tedaviler ise hayatının sonu oluyor. 36 yaşında bir Ağustos gecesi yatağında ölü bulunuyor. Her ne kadar sonucuna kazara intihar dense de (kullanılmaması gereken ilaçların farkında olmadan bir arada içilmesi ile) cinayet şüphesi de hala bir soru işareti olarak sırrını koruyor. O dönemde aralarında aşk söylentileri olan dönemin ABD Devlet Başkanı John F.Kennedy ise en çok şüphe çeken kişilerden. Ancak cinayet şüphelisi siyasetçi olunca ispatı ne mümkün. Deliller ve gizli belgeler kaybolup gidiveriyor.

Ve bu hüzünlü hayat hikayesinde Marilyn'e ait iki söz dikkatini çekti. Bunlardan biri 'kızınıza küçükken çok güzel olduğunu söyleyin, öyle olmasa bile' diğeri ise 'aptal sarışın olabilirim ancak sarışınların en aptalı değilim'. Aslında bu sözler bile onun ne kadar akıllı ve yaralı olduğunun bir göstergesi.

Özetle Marilyn seksiliğin ve aptal sarışınlığın çok ötesinde geçirdiği hüzünlü geçmişe göre dünya sinemasında başarıyı yakalayabilmiş harika bir kadın. Keşke daha güçlü olabilseydi ve daha fazla filmiyle bizimle birlikte olabilseydi diye içimden geçirmeden edemiyorum. Nejat İşler'in rahatsızlık döneminde sarfettiği sözler geliyor aklıma. 'Genç öleyim ki cesedim güzel olsun' belki de kendince böyle düşündü kim bilir. Ama hayatına verdiği hazin son bugün bile ününe ve filmlerine gölge düşürmediğine göre yaşamı boyunca harika işler yapmış demektir. İnsan hayatının en önemli amacı da budur zaten, öyle değil mi?



6 kişi ahkam kesmiş:

Zaman sözleri dedi ki...

Düşüncelerimiz neredeyse aynı ! Ben de onun filmlerdekinin aksine çok daha akıllı bir kadın olduğunu düşünüyorum.Ve onu yeterince tanıdıktan sonra sevdiğimi söyleyebilirim :)

bahce perim dedi ki...

O kadar travmatik bir hayata rağmen dünya starı olmuş. Başkanı kendine aşık etmiş. Yani daha ne denebilir.

minik mini dedi ki...

Marilyn, Audrey candırlar... efsaneler unutulmaz kiii :)

sevgiler

Boleyn boyen dedi ki...

Büyük insanlar, büyük acılardan doğuyor.

Lily ~ dedi ki...

kesinlikle insanı kendine hayran bırakıyor :)

Pelin Toy dedi ki...

Çok güzel bir yayın olmuş :)) o kadar çok tanınan ama bir o kadar da bilinmeyen yönleri olan muhteşem bir kadın :))) sözlerine bayılıyorum özellikle kesinlikle doğru söylemiş aptal sarışın olabilirim ama sarışınların en aptalı değilim;))))
.Takipteyim benim bloguma da beklerim
http://tasarimkaravani.blogspot.com.tr/