27 Şubat 2010 Cumartesi

Düne Dair Dipnotlar

Dün başıma gelenler daha kimlerin başına gelmiştir bilemiyorum. Dün Cemreyle buluşmak için 3 gibi Konak YKM'nin önündeydim. Biraz erken gittim 10 dakika kadar bir de Cemreyi bekleyince tam 25 dakika falan beklemiş oldum. Bu zaman zarfında başıma gelenler;

1) Yanıma elinde dergilerle biri yaklaştı, içimden "eyvah" dedim, şimdi yandım. Klasik olarak adımı, nerede okuduğumu, hangi bölümde olduğumu falan sordu. Sonra da kendisini tanıttı. (Çok merak ediyormuşum gibi) "Doğa yararına dergi satıyoruz" dedi, bende "devamını biliyorum" dedim. "Neymiş?" diye sordu. "Bir tane dergi alarak sen de yardımda bulunmak ister misin?" Bu sefer cevap olarak "Evet, aynen öyle" dedi. "Üzgünüm ama yanımda fazla para yok" diyerek bir an önce direk kapanış cümlesine gittim. "Ben böyle isim falan sorunca kızlar yanlış anlıyor" diye dert yandı. Bende "Merak etme yanlış anlamam ben, bu ilk değil " dedim. İlk defa biri bana dergi satmaya çalışmıyor demek istemiştim ama lafı ters yönünden anlamış olacak ki "Daha önce karşılaştık mı seninle?" diye sordu. "Hayır" dedim. "Seni şakacı" diyerek hızla uzaklaştı. Ardından sıradaki kurbanlara yöneldi. Çocuğun tipi parlak denilebilecek cinsten tıraşlı, saçları dikmiş, sarı bir paltolon giymiş (ıyyykkkk gerçekten de sarı!), metroseksüel erkek denen cinstendi. Ana kurbanları ise kızlardı, aklınca karizmamla ikna edemeyeceğim kız yok diye dolaşıyordu ortalarda.

2) Liseden beri görüşemediğim bir kız arkadaşımla karşılaştım ardından. Yanında iki tane daha arkadaşı vardı. Onlarla tanıştık, 5 dakika içerisinde arkadaşım dışında büyük ihtimalle bir daha asla karşılaşmayacağım insanlarla sohbet etmek hayli ilginç geldi.

3) Yanıma 7-8 yaşlarında bir velet gelerek "Abla 50 kuruşun var mı be, eshotuma (otobüs kartı) yükleteceğim dedi. Bende "yok" dedim haliyle. Çocuğun cevap aynen şu "nah yok" Söylediğime karşılık olarak gelen cevabı o an idrak edip çocuğa cevabını verene kadar velet hızla uzaklaştı olay mahalinden.

4) Ardından Cemre geldi ve karşıdan gene bize doğru parlak çocuk geldi. (ilk maddede geçen) Gene aynı repliği yinelerken beni görünce tekrar afalladı. "Bak bu da iki oldu, bilmişim demek ki" dedim. "Çok pardon ya şaşırmışım" diye cevap verirken koşarak oradan hemen uzaklaştık.


25 Şubat 2010 Perşembe

21'e Ay Kala


21'e bir ay kala rehavet çöktü üzerime. Çok yiyorum, çok su içiyorum, hee bir de paso yatıyorum. Havadan mıdır sudan mıdır anlam veremedim. Hiç dinlenemiyorum bir uyuşukluk bir miskinlik. Yaşlanıyor muyum neyim. 20 küsür olacağım ya tam 20 küsür! Az buz değil , şaka ise hiç değil. Bu güne dek bir dikili ağacım yok ona yanıyorum.





23 Şubat 2010 Salı

Okul, Aşk Falan Pişman


Ya da şöyle denebilir, okul başladı falan, aşık olan bin pişman. Evet sevgili blogseverler bu hafta okulumuz açıldı. Dün de ders olmadığı için okula ancak bugün teşrif edebildik. Ders işlenmemesi açısından güzel bir gün olduğunu söyleyebilirim. Dersten arta kalan zamanlarda ise paso yemek bir şeyler yedik. Güzel oluyor ama rahat kafayla yemek yemek ve dersin olmamasının verdiği rahatlık.

Yarında "Sigorta Bilinci" adlı kampanya çalışmasının ajans kataloğu için fotoğraf çekimi var ajanscanak, herkesin gelmesini umut ediyorum.

Aşk konusuna da gelince arkadaşımın erkek arkadaşıyla arasında olan problemler bizi etkiledi, hepten negatif bakar oldum aşk mevzularına. Algılarımı değiştirecek birilerine henüz yok ufukta. Gökte zembille inerse falan anca yani!

Geçen Cumartesi Begüm, ben, Banu ve Banu'nun yanında getirdiği iş arkadaşları hep beraber bir şeyler yedik Alsancak'ta. Banu ve iş arkadaşları diyorum, kendileri sigortacı çünkü. Muhabbetlerini de görme; kredi, sigorta terimleri falan. Bizde Begüm'le pür dikkat çözmeye çalışıyoruz. Tabi zor iş herkesi ayağına git sigorta yaptırmaları ikna etmeye çalış.  O an anladık ki, iş hayatı dedikleri zormuş be hacı! Öğrenci hayatını ekmek elden su gölden, kıymetini bilmek lazım.

Ardında da falcıya gittik, fala inanma falsız da kalma demişler. Sonra yüksek lisans falan dedi, yurtdışı gözüktü. Aslında aklımda var öyle bir şey, güzel olabilir gerçekten.


19 Şubat 2010 Cuma

Cosmopolitan Hatunu Olmak



Normalde Cosmopolitan tarzında dergilere pek para vermem. Çünkü içinde yer alanların benim yaşam tarzıma hatta bir çok kadının hayat (ki Türkiye) standartlarına uymadığını düşünüyorum. Ama geçen gün sırf meraktan aldım ve inceledim. Gerek ilişkiler bazında, gerekse moda açısından.

 Peki bu dergiler neden mi böyle, haydi bir göz atalım;

!! Cosmopolitan kadını sevgilisiyle her haltı her yerde yiyebilir. Arabada, sinemada, asansörde, alışverişte (hatta kabininde)... Ama normalde öyle mi ya! Mesela oku sen dergiyi gaza falan gel ve sevgilini al git absürd yerlerde olmadık hareketleri yap. Bak o zaman Türk halkı ne yapıyor seni! En azından bir teyzenin gazabına uğrayacağın kesin. "Evladım eviniz yok mu sizin", "Püüüh terbiyesizler, ananız babanız nasıl müsade ediyor böyle şeylere!!" gibi tepkiler muhtemeller arasında.

!! Cosmopolitan kadını her yerde her şekilde giyinebilir hatta giyinmeyip yarı çıplak dolaşması olasıdır. Türkiye standartlarında normal aynı kot ve kazak dahi giydiğinizde laf yerken artık öyle çıplak gezmeye kalksanız sonuç ne olur tahmin bile edemiyorum.

!! Cosmopolitan kadını el kadar çantaya 500 tl verebilir gözünü kırpmadan ama Türkiye'de kaç kaç kesim bir çantaya o kadar para verebilir işte bu da tartışılır.

!! Cosmopolitan kadını olmak rüküşlükte son nokta olmaktır. Sokakta giyilmeyecek mor külotlu çorapları giymek, kafana garip toka denilen objeler takıp gezmektir. Normalde sokakta giyildiğinde ise deli damgası yenmesi olasıdır.

!! Ve son olarak siz siz olun derginin sonundaki astroloji sayfasında burcunuzla ilgili şeyleri sakın ciddiye almayın. Örneğin bana sarışınları bırak artık kumrallara yönel diye bir tavsiyede bulunmuş. Tüm burçlarda hemen hemen sevgilinle şurada oynaş, burada şunu yap falan diye tavsiyelerde bulunuyor burcunu söylemekten ziyade.

Son olarak bu dergiler fena ama çok fena! Hele ki verilen tavsiyelere uymaya kalkarsan insanı yoldan çıkarabilitesi oldukça yüksek.