6 Kasım 2017 Pazartesi

İzdivaç Can Simidi; DüğünBuketi.com


Bitmeyen düğün dernek yapmışlar derlerdi de inanmazdım. Nereden çıktı bu düğün mevzusu derseniz. Son zamanlarda bolca duymaya başladığım bir izdivaç sitesi DugunBuketi.com ama öncesinde anlatılacak başka şeyler var. Kış mevsimine sayılı gün kalmışken eş dost ısrarla söz, nişan ve düğünlere devam ediyor sayın seyirciler. Biz sıramızı savmış, eleğimizi asmışken bitmeyen düğün dernek sezonunda sürüklenmeye devam ediyoruz. Nereden çıktı bu isyan dediğinizi duyar gibiyim lakin isyan etmeyecek gibi de değil a dostlar. Düğünde eğlenmesi iyi hoş da düğün şehir dışında olunca yol yorgunluğu, kalacak yer derdi, bilmediğiniz yerde bilmediğiniz kuaförlere kurbanlık koyun misali saçlarını korka korka emanet etme hissiyatı. İşte tüm bunlar birleşince küçük çaplı gerilim filmine dönebiliyor hayatınız.

Geçtiğimiz hafta sonu bu senenin bilmem kaçıncı nikahına katılmış bulunduk. Yakın dostlarımızın düğününüde iadeyi ziyarette bulunurken atalarımın köçekliğinden gelebileceği antropolojik şüpheler doğrultusunda epeyce bir göbek attım, gerdan kırdım. Bu sefer düğüne daha bir canı gönülden katıldım diyebilirim. Zira İzmirli gelin olmasam da İzmir'den gelinim ben de kendi çapımda. Eksik kalacak değildim ya. Damat tarafı olunca kızı aldık tey tey nidalarıyla dolandık durduk tüm gece. Hoş gelinimizi de daha önceki aylarda evimizde misafir ettiğimizden yabancı değil, o da bizden biri oldu.

Diğer yanda İzmir'de düğüne katılmak beni kendi düğünümüze götürdü. Nostaljik bir tat bıraktı damaklarda. İzmir'de evlenip İstanbul'a yerleşince burnumun direği sızladı İzmir İzmir diye. Koskoca 2 sene geçmiş İzmir'e veda etmemin üzerinden. Hey gidi hey. O dönemden beni takip edenler bilirler. Düğün süreçlerimin hepsine blogumda aşama aşama yer vermiştim. Kına alışverişinden tutun, davetiyesine, düğün fotoğrafçısından tutun, kuaförüne, gelin arabasından düğün mekanına, gelinliğine kadar yememiş içmemiş hepsinden bahsetmiştim. O zamandan beri sık sık düğün hazırlıkları ile ilgili mail atanlar oldu. Özellikle de İzmir'de düğün planlayanlar ağırlıktaydı. Ben de artık vakti geldi deyip harika bir düğün tavsiyesi ile aranıza döndüm. Hem de ne dönüş.


İzmir'den çok taze bir girişim; DugunBuketi.com Bakmayın İzmir'den dediğime sınırlarını aşmış. Ankara ve İstanbul'da da hizmet veriyor. Bu da neymiş ya böyle dediğinizi duyar gibiyim. DugunBuketi.com sitesi evliliğe gün sayanlar için can simidi niteliğinde online hizmet veren bir site. Sitede nişan mekanları, kına mekanları ve düğün mekanları, yemekli düğün, kır düğünü vs. kısaca o en özel gününüzde hayalinizdeki mutluluğu yaşamanızı sağlayan, en uygun düğün mekan seçeneklerini sizlere sunuyor. Sıcacık koltuğunuzda otururken dilediğiniz düğün mekanını inceleyebiliyor. Size en uygun düğün fiyatlarını kolayca alabiliyorsunuz. Sadece düğün mekanı seçenekleri ile de sınırlı değil. Fotoğraf ve video çekimine, düğün orkestrasından gelin saçına kadar tüm hizmetleri sunuyor. Hizmetlerin ayrıntılı özellikleri, (düğün mekanı kapasitesi, ışık, sahne durumu vs.) çalışma gün ve saatleri ve en önemlisi mekan ve hizmetlerle ilgili deneyimleyenlerin yorumları. Blogumda an ve an paylaştığım düğün hazırlıkları aşamaları için kapı kapı dolaştığım dönemde bu site nerelerdeymiş sormadan edemedim. Deneme yanılma yöntemi ile arayıp bulmuştum birçok şeyi. Kısaca bizim zamanımızda yoktu böyle siteler. Hey evlenecekler kıymetini bilin.




30 Mayıs 2017 Salı

Cilt Bakım Zamazingom


Eminim başlığı görünce panik olup "sen de mi Brütüs" diyerek aktüel bloggerlıktan makyaj bloggerlığına yatay geçiş yaptığımı sandınız. Nede olsa bu aralar Instagram'da herkes moda ya da makyaj bloggerı. Tabii bir yolda epey heder olan insanda var. Ancak içinizi ferah tutun çünkü makyaj bloggerlığına henüz soyunmadım. Ancak Türkiye'nin ileri gelen kozmetik alışveriş marketinin sosyal medya hesaplarını yönetince cilt bakımıdır, makyajdır, kozmetiktir iyice master degree de olmadım değil. Bir makyaj ikonu, influencer olamasam da kendi çapımda epey bir bilgi edindim diyebilirim. Sonra dedim ki bunları blogta neden paylaşmıyorum. Hem de ileride dönüp okuyabileceğim bir kaynak olur elimde fena mı?

Yaptığım işten mütevellit kişisel bakım sektörüyle boğuşurken, düne kadar makyaja dair hiç bir şey bilmediğimi de farkettim. Kozmetik ve cilt bakımı konusunda 27 sene boyunca cahiliye dönemindeymişim resmen. Şimdi hangi kozmetik markası iyi, nasıl kullanılır, içeriğinde ne olmalı ne olmamalı epey bir aydınlandım. Kendime ve bedenime duyarlı hale geldim.

Kozmetik, kişisel bakım derken, çok geç olmadan ve yaş 30'a doğru yaklaşmışken cildin daha fazla ilgi beklediğini de farketmiş bulundum. Daha gündüz - gece kremlerini sürekli kullanmasam da kendimi bu süreçlere yavaş yavaş alıştırmaya başladım. Zira cilt yaşlanınca bir daha geri dönüşü olmayacağını artık farkındayım. Ayrıca tüm gün makyaj ve cilt bakımı konusunda post paylaşırken, teoriyi pratiği de dökmeden olmazdı hani. 

Şimdi sıra geldi başlığın hakkını vermeye... Günlük cilt bakım rutinime gelirsek; işten gelir gelmez makyajımı siliyor (gün içerisinde tek makyajım; pudra, göz kalemi, eyeliner, allık, ruj) , cildimi makyaj temizleme jeli ile yıkıyorum (elbette bitkisel ürünlerle), arındırmadan sonra kendime ait yüz havlumla yüzümü kuruluyorum. Toniğimi uygulayarak nemlendiricimi sürüyorum. Bu aşamalarda en önem verdiğim şey ise bitkisel ve cildime en az düzeyde zarar verecek ürünlerle bu işlemleri gerçekleştirmek. Cildim kurumasın diye sabun içermeyen cilt temizleme ürünleri favorim. Cilt tipine göre ürün seçmekte ayrıca önemli. Zira yanlış ürün sonucu yüzünüzün sivilce tarlasına dönmesi kaçınılamaz. Cilt bakım ürünlerinde sürekli kullandığım bir ürünüm yok, Bee Beauty, Himalaya Herbals, Dirty Works, Clinique, Garnier bugüne dek kullandığım bazı markalar. Bu aralar ise Yves Rocher cilt bakım ürünlerini keşfe çıktım. Öncesinde toniklerini kullandığım markanın şu aralar cilt bakım kremlerine kafayı taktım. Ürünlerin bitkisel olması; renklendirici, paraben içermemesi en sağlıklı tarafı. Gönül rahatlığıyla kullanabiliyorum. Diğer yanda her cildin yapısına uygun bir ürün seçeneği mevcut. Cildiniz benim gibi karma, sadece t bölgeniz yağlı, diğer bölgeleriniz özellikle duştan sonra kupkuru oluyorsa Yves Rocher ürünlerine siz de bir göz atın derim. Cildi nemlendirirken yağlandırmıyor, bitkisel özlerle rahatlatıyor, Sağlıklı, genç ve zinde bir görünüme kavuşturuyor. Özetle tavsiye edebileceğim markalardan.

Gelelim sizlere. Pekii bu aralar hangi cilt bakım ürünleriyle haşır neşirsiniz? Sizlerden de cilt bakım tavsiyeleri almak isterim, Haydi bakalım pamuk eller yoruma.





9 Mart 2017 Perşembe

Güneş Gözlüğüm Olmadan Asla


8 Mart'a yetişemesem de uzun bir aranın ardından işte tekrardan burdayım.

İş yoğunluğundan ancak kaçıp bloğa sığınabildim. İşimiz yazmak olunca bloğa az mesai düşer oldu. Arayı kapatmayı kafama koydum. Umarım eyleme de dökebilirim.

Dün 8 Mart'tı malumunuz. Niyetim iki kelam etmekti lakin güne yetişemedim. Geçmiş de olsa herkesin buradan kadınlar gününü kutluyorum. Hoş kadınlar günü de neymiş, kadın bir gün değil her gün özeli savunanlardanım. Kadrimizi, kıymetimizi bilene. Çok değil, sokakta, işte, evde, okulda kısacası her yerde ve her zaman diliminde insanca tavırlara maruz kalabildiğimiz ve saygı duyulduğumuz, değer verildiğimiz bir dünya düşlüyorum. Bir çok hem cinsim gibi.

Benim 8 Mart'ıma gelirsek standart bir gündü diyebilirim. Neyse ki bana saygı duyan ve gerçekten saygı duyan bir patronum, iş arkadaşlarım ve eşim var o şanstan şanslıyım. Her günüm 8 Mart'ı aratmıyor.

Diğer yanda kadınlar gününde kimseden hediye gelmemesi ihtimalini de düşünerek (demeti geçtim bir dal çiçek bile gelmedi) az biraz da şeytana uyarak kendimi ilk kez 8 Mart'ta şımarttım. Kendime en havalısından bir güneş gözlüğü satın aldım. Doğum günümde yaklaşmışken altın vuruşluk bir hareket oldu. Ayrıca bahar geldi, güneş yüzünü göstermeye başladı malum. Ben de İzmir'den İstanbul'a konar göçer biri olarak, İzmir kadının birincil aksesuarı gözlük olmadan yapamayanlardanım. Anadan kıza geçen bir gelenek de aynı zamanda. Sağlık açısından da gözler ileri derecede miyop ve kontakt lens de kullanınca güneşin zararlı ışınları açısından gözlük dört mevsim zorunluluk benim için. Bütün gün ofiste aylak aylak online alışveriş sitelerinde gezerken, en büyük ihtiyacım olan güneş gözlüğü almakta karar kıldım. Ardından online optikleri gezmeye başladım. Okuduğum blog yazıları, tüketici yorumları sonucu Atasun Optik'te karar kıldım. Birçok  model arasından seçim yaparken epey zorlandım ancak Atasun Optik'teki Ray-Ban'leri görünce işim daha da kolaylaştı. İncelemelerimin ardından gözümün efendisini buldum sonunda. Hemen siparişimi verdim. Aldığım gözlük başta yüzüme gider mi diye endişe duysam da modeli yüzüme cuk oturdu. Başarılı ambalajlanması ve kısa sürede ulaşan kargo servisi ile de gönlüme taht kurdu. Erkek, kadın, çocuk hatta outlet için bile onlarca model mevcut. Hediye için de tercih edilebilcek türden. Benim modele şuradan ulaşabilirsiniz. Söylemesi ayıp bir de indirime denk gelince, benim için en güzel 8 Mart hediyesi oldu.

Peki sizin 8 Mart'ınız nasıl geçti? Neler yaptınız? İndirimleri fırsat bilip neler aldınız?







Evlilik Level'ları

Başlığı okuyunca level da neymiş ayol dediğinizi duyar gibiyim. E tabi mevzu evlilik olunca kelime olarak seviye pek naif ve yetersiz kalıyor. Evlilik dönemi öncesinde ve ardından atlattığınız her aşama adeta prensesine kavuşmaya çalışan Mario'nun zilyon tane atladığı level gibi. Kavuşmakla da iş bitmiyor. Mario prensesine kavuşuyor ve mutlu son oluyor ya akabinde hangi olaylar gerçekleşiyor kimse bilmiyor. Prenses gerçekten Mario'yu sevecek mi, prensesin babası onu Mario'ya ya verecek mi, prenses Mario'nun kıt kanaat işçi yaşamına alışabilecek mi, Mario ile komşularıyla piknik yapıp mangal yakmaya giden prenses ormanda level boyunca oyunu zorlaştıran zehirli mantarcıkları yiyip, ölecek mi? Evlilikte de her geçen gün adeta Mario oyunu sonrası gibi. Bir araya gelip evlenene kadar bilmem kaç seviye atlamanız gerekirken, evlendikten sonra da levellar birmiyor. Akabinde olacaklar ise sürpriz, Mario'nuz ile sizin aranızda.

Bu konuya nerden esti de geldim derseniz geçtiğimiz günlerde evlilikte 1,5 yılı doldurmamızla evlilik aşamalarını kaleme alasım geldi. Evlilik doğru insanı bulunca iyidir hoştur ancak ilk aylarda anlaşılmayan ancak ardından giderek artan sorumluluklardan bahsetmek lazım. Benim gibi ailesi tarafından çok da suya sabuna dokunulmadan büyütülmüş (bu kısmın soundtracki prensesler gibiydim ben anne evinde...) ve aile evinden ancak evlenince çıkan biriyseniz hayatı evlenince öğreniyorsanız. Düne kadar gözünüze koca kadın işi gibi gözüken perde yıkama, dolma doldurma, hamur işi yapma (poğaça, kek ve kurabiye ötesine geçemedim henüz), misafir ağırlama gibi meziyetler bir bakmışsınız ki zorunluluk haline gelmiş. Zira yanıbaşınızda yardımınıza koşacak, size dolma yapacak (en başta sizin canınız çekiyor) bir aile ferdiniz yoksa her şeyi düşe kalka, deneye yanıla öğreniyorsunuz. Diğer yanda eskiye nazaran kendimi çok daha şanslı hissediyorum. Sobalı evlerde, yıkama bezlerle büyütülen bir nesil olarak çok daha iyi durumum. Bu aşamada hem meslek hem de gündelik hayatta bolca ekmeğini yediğim internet benim için çok büyük nimet. İnternet denen bilgi deryasında kumaş paltolon nasıl ütülenir, yemek nasıl yapılır, perde nasıl yıkanır her şeyin cevabı var şükürler olsun ki. Aynı zamanda her şeyin makinasının olması da ayrı rahatlık. Eskileri düşünüp, hayıflanmayı keselim bence.

Gelelim yemek mevzusuna. Evlenince en çok dışardan gelince evde sıcacık yemek bulmanın ne denli güzel bir şey olduğunu anlıyorsun. Burun kıvırdığın bamya bile gözünde oluyor ilah.

Yemek bilmiyorsan ya da az biliyorsan, öğrenmek bir zorunluluk. Yemek yap diyen bir eşin olmayabilir ancak her gün hazır yemeye ne para dayanır, ne de bünye. Ben de ilk zamanlar çalışmamanın da verdiği bolca zaman dilimiyle epey mesaimi mutfakta harcadım diyebilirim. Çorbadır, zeytinyağlıdır, hamur işidir ufaktan denemelere başladım. Bu aşamada yemek üzerinde yazan bloggerlardan İdil Tatari, yemek programları (Arda'nın Mutağı, Refika'nın Mutfağı), yemek mobil uygulamaları (Kitchen Stories) ve yemek web sitelerinin oldukça yardımı oldu. İşe başladığım günden beri de pratik yemek tarifleri için bolca arşınlıyorum bu siteleri. Son zamanlarda ise daha önce dergilerine aşina olduğum Lezzet.com sitesi üzerindeki pratik yemek tariflerine takmış durumdayım. İşten eve gelince vakit darlığında kolayca yapabildiğim, lezzetli ve yapması eğlenceli tarifler mutfağa girmeyi yük olmaktan çıkarıyor. Dilediğim tarife videolu, fotoğraflı olarak ulaşabiliyorum. Ölçüler de hiç öyle milimetrik değil, kolayca ölçülebilir türden kaşıkla, bardakla... Ayrıca misafir ağırlarken kısa sürede hazırlayabileceğim, farklı tariflere de var. Arada gıcıklık yapıp işin sırrını kimselere vermediğim de oluyor tabi. Kısaca internetin sunduğu birçok yemek tarifi sitesi ve uygulamalar sayesinde; bekarken yemek pratiği bir kaç tariften oluşan ben evlendikten sonra mutfakta aşçı olacağım neredeyse.

Ev işlerinde ise gene internet en büyük kurtarıcım YouTube. Kurucularına her gün duacıyım. Süper 3'lü Steve Chen, Chad Hurley ve Jawed Karim seviliyorsunuz canlarım. Hayır onlar olmasa nerden bilecektim ütüyü, fırın derecesini, perde takmasını.

Kısaca yeni evlenecekler hiç korkmayın arkanızda lebi derya gibi internet var. Klavyeye basın gelsin. Bu değerli tavsiyelerim için de beni de unutmayın.