aşk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
aşk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

4 Kasım 2020 Çarşamba

Kasım'da Aşk Bir Başka Mıdır?


Kasım ayına girdiğimiz andan itibaren tüm sosyal medyada 'Kasım'da aşk başkadır' geyiği ve esprileri tam gaz sürüyor. Birçok kişinin özellikle de tek tabanca hayatına devam eden müzmin bekarların (müzmin ne la!) favori aylarından biridir Kasım ayları. Aynı kişiler genelde 14 Şubat'larda da yalnız olduğundan 14 Şubat geyiklerinin üstadı olan kişilerdir de aynı zamanda. Tabii 14 Şubat gününün ne kadar anlamsız bulduklarını kapitalizme yükleyerek, 'bekarlık sultanlıktır' diye takılırlar. Yanlarından geçen el ele olan çiftlere içten içe kurulsalar da renk vermezler asla. Eminim fırsatını bulsalar yalnızlıklarından koşarak uzaklaşırlar bu tipler.

Halbuki aşkın ne ayı olur, ne de mevsimi. Yaz aşkı, kış aşkı gibi yakıştırmalarda 1-2 aylık macera arayanların icat ettikleri aşk türevleridir. Şahsen yaprakların döküldüğü Ekim ayı Kasım'a göre daha romantiktir bana göre. İlla aşk aynı konacaksa Mayıs falan olsun mesela. Çiçekler ve papatyaların açmaya, güneşin yavaş yavaş içleri ısıtmaya başladığı, okuldan kaçma hissiyatının yavaş yavaş içimizde yeşerdiği Mayıs ayı olsun aşk mevsimi.

Aşk illa ki geç de olsa yer bulacaktır herkesin hayatında. Ama erken, ama geç. Ama Mayıs'ta ama Kasım'da.. Aşık olunan değil de aşkı yaşattığımız aylar ve mevsimler önemlidir. Yazın yakıcı sıcağında, kışın dondurucu soğuğunda.


Yazımın gidişatı Tuna Kiremitçi metinlerine dönmeye başladı, son versem iyi olacak.





9 Ağustos 2014 Cumartesi

Bir Nişan Töreni


Önce bayram akabinde söz artı nişan. Her şey hayal ettiğim(iz) gibi gerçekleşti. Bilhassa nişan... Arzuladığımız insanlar eşliğinde, sade ve güzel bir törenle gerçekleşti nişanımız. Saçım, makyajım, pastamız, alyanslar her şey hayalimizdeki gibi gerçekleşti. O akşam için misafirlere ufak bir hatıra olarak düşündüğüm kokulu pembe güllü sabunlar ise beklediğimden daha fazla sevildi. Herkes mutlulukla attılar çantalarına. Sabunları internette uzun araştırmalar sonucunda Büyülü Sabunlar'dan ısmarladım. Şuradan sabunlara ulaşabilirsiniz. Siz de özel günleriniz için aile ve dostlarınıza farklı bir hediye düşlüyorsanız, mumların yaratıcısı Büyülü Sabunların ürünlerini kesinlikle tavsiye ediyorum. Tabii firmanın İzmir'de yer alması tercih etme olasılığımı daha da arttırdı.

Nişan sonrası ise artık sağ parmağımda yüzük, ilişkinin bir seviye daha ilerlemesine tanık olmaya başladım. İşin en güzel yanı ise karşındaki kadın/adamla bir hayat geçirebilme fikrinin kafada daha net ve şüphe götürmez hale gelmeye başlaması ve birlikte bu yolda daha sağlam adım atabilmenin mutluluğu. 3,5 yılımıza yarın girerken aşkın ilk üç yıl sürdüğünün büyük bir yalan olduğunu söyleyebilirim. Aksine aşk tanıdıkça katlanarak artıyor. Tabii bu hem sizin hem karşındakinin ilişki boyunca atlattığı dönemeç ve süreçlere birlikte direnebilme gücünüzle de alakalı. Her zorluk ardından daha kenetleniyor insan birbirine.

Muhtemelen sizler de Facebook üzerinden bolca nişan ve düğün davetiyelerine ve albümlerine  maruz kalmışken olayı fazla uzatmak istemiyorum. Ben bile bu süreçten geçerken olayın civcivlendirilmesine içi bayılanlardanım. Her şey tadında güzel. Hakkımızda hayırlısını diliyor, yazıma son veriyorum.


22 Temmuz 2014 Salı

Nişana Geri Sayım

Daha önceki yazımda hayatımda olumsuzlukların yanında güzel havadisler de olduğunu dile getirmiştim.  Malumunuz yılbaşına sürpriz bir başlangıç yapmış, evlenme teklifi almıştım. Şimdi ise sıra bu havadisin devamını açıklamaya geldi.

Akabinde asıl zor level olan baba ile erkek arkadaşın kaynaştırılması kısmını güzel bir şekilde atlatarak ise büyük bir oh çektim. Ardından ise nişan tarihi belirlendi ve hazırlıklar başladı. Nişanı ev içerisinde (anneanne evi) mütavazi bir törende gerçekleştirmeye karar kıldık. Salon tutmak, abartılı salon kıyafetleri giymek gözümüze gereksiz gibi göründü. Gönüller bir olduktan sonra.

Ardından alışverişler başladı. Öncelikli olarak gecenin yıldızı ve ömür boyu bizim parçamız haline geleceğini tüm kalbimle dilediğim alyanslarımızı seçtik. Ve alyanslarımızı Osmanlı'dan bugüne birçok çifttin hayatını birleştirme kararlarında onların en büyük yardımcısı olan Tarihi Kapalıçarşı kuyumcularından almakta karar kıldık. Nişan alışverişi aslında beklediğimden de kolay oldu. Çünkü erkek arkadaşımla zevklerimiz birbirine çok yakın. Bu da karar sürecimizi epey bir kısalttı. Önceden de kafamızda birçok şey belirli olduğu için sancısız bir şekilde bu kısmı atlattık. Ardından alyansın yareni olacak olan nişan tepsisi ve makasını İzmir Kemeraltı'ndan aldım. (Dip not: Kapalıçarşı'da tepsi fiyatları epey uçuk, o nedenle hem zevkime hem de bütçeme göre tepsiyi gene kürkçü dükkanım olan İzmir'de buldum.)

Gecenin diğer teferruatları olan o gece giyilecek kıyafetler ve diğer tüm ayrıntılar ise geçtiğimiz günlerde alındı ve bir kenara kondu. Hazırlıklar neredeyse tas tamam. Nişan ise bayramdan sonra gerçekleşecek. Şimdi ise geri sayım yapıyoruz. Nişandan sonra havadisleri ise buradan bildireceğim. Tüm sevenler tez zamanda kavuşsun diliyorum. Bizim içinse hakkımızda hayırlısı.



20 Şubat 2014 Perşembe

Uzaktan İlişki Yürütmek


Uzaktan ilişki yürütmek adına yazmasam olmazdı. Zira bu duygunun en yakın şahidi benim. İlişki konusunda uzakta sevgilisi olanlarla büyük bir empati topluluğu kurabiliriz. Çünkü öyle çok ortak yaşanan duygu var ki. Hele de şu yıldönümleri, 14 Şubat'lar yok mu. İnsanın daha da içini dağlandığı zamanlar oluyor. Ben de bu yazımda uzaktan ilişki yürüten bizleri klavyeye almaya karar verdim.

Bir kere sevdiğiniz kişinin uzakta, başka bir şehirde hatta bazen ülkede olduğunu karşınızdakine söylediğinizde karşı tarafın ezici bakışları altında ezilmek duygusu var. Ve bu cevabı öğrenenin öğrendiği o klişe cümle 'uzaktan ilişki yürütmek de zordur'. Evet, doğru, zordur. Özleyerek aşk sürdürmek büyük sınavdır. Ama benim gözümde aşkı büyüten de odur. Sevdiğini bekleme duygusu. Zor bir yanının bulunması. Bilgisayar kameralarında onun bakışlarını yakalamaya çalışmak, her geçen gün Skype denen yazılımın varlığını şükretmek, en özeli ise geçirilecek bir kaç dakikayı bile günler hatta aylar öncesinde saatlerce düşlemek zordur.

Diğer yanda özlemek ne kadar sinir bozucuysa, kavuşmak bir o kadar mutluluk vericidir. Tarifi yoktur. Her buluşmada ilk buluşmanın tadına varır insan. En önemlisi aynı şehirde ya da yakında olupta buluşmaları rutin hale getirmek ve otomatiğe bağlanmış görüşmeler yaşamaksa, sık gerçekleştirilemeyen ama az ama öz zamanların geçirildiği buluşmalar daha anlamlı gelir insana. Susmak önceleri acaba konuşacak konumuz kalmadı mı korkusuna sebep olurken, ayrıyken bir araya gelindiğinde ise susmalar dahi anlam bulur. Gerekçe bellidir, özlenmiştir. Gözler buluşur.

Bir de aynı şehirde yaşarken yapılan ufak tartışmaların uzaktayken ne kadar anlamsız olduğunu daha çabuk kavrar insan. Bir araya gelindiğinde kapris yapmak bir yana bırakılır, çünkü o anlar kaprisle geçirilemeyecek kadar değerlidir.

Özetle zordur uzaktan ilişki yürütmek. Ama bir o kadar anlam katar aşka, sevgiye, sevgiliye... Her anın kıymetini bilebilene.


1 Ocak 2014 Çarşamba

2014 Sürprizleriyle Gelirken


2013 senesi hayli hareketli bir sene oldu herkes gibi benim için de. Nasıl olmasın? Türkiye'de bile bir sene içerisinde nice olaylar olmuş, nice kayıplar verilmişken bu ülkenin bir bireyi olarak kayıtsız kalabilmek ne mümkün.

Asıl olan ise özel hayatımda birçok şeyleri atlattığım bir sene oldu. İçinde 13 geçtiğinden midir nedir, pek de hayrını göremedim geçtiğimiz senenin. Aman gene de en kötü senemiz böyle olsun demekte fayda var. 2013'de; sevdiğim insanla askerlik ve memleket değişikliği ile iki kez ayrı düştüm. Özlemin kelime anlamı dışında duygusal anlamını da tattım. Çok sevdiğim ve ilerde anne olarak görmeyi çok istediğim Gülçin Teyze'mi kaybettim. İşsizlikle sınandım, birçok mülakattan kahrolarak döndüm. Yeri geldi kendime özgüvenimi bile kaybetmeme neden oldu tüm bu olanlar. Sonra aklımda hiç olmayan KPSS'ye hazırlanmaya karar verdim. Ders kitaplarına veda edemeden, gene kitaplarıma geri döndüm. Özetle iyisiyle kötüsüyle bir yılı geride bıraktım.

Bu sene ise sürprizleriyle geldi bana. Yılbaşını evde PTT (pijama-terlik-televizyon) üçlüsüyle geçirmeye adapte olmuşken kendi birden bir sürprizin içinde buldum. Sevdiğim insanın sürpriziyle (İstanbul'dan çıkıp gelmesi) kendimi dışarıda buldum. Olanların hızını idrak edememişken bir de üzerine evlenme teklifi aldım. Ve üçüncü yılımıza aylar kalmışken sevdiğim insanla hayat boyu birlikte olma sözüne dair adımımı (adımımızı) attım. Özetle 2014 en büyük sürpriziyle girdi kapımdan.

2014'ün ileriki zamanlarda neler getireceği bilinmez. Herkes için ise en iyisini getirmesi tek dileğim.

Herkes gibi ben de her gelen günden umutluyum. Hakkımızda hayırlısı.






26 Şubat 2013 Salı

'Romantik Komedi 2' Hakkında


Geçtiğimiz (epey bir geçtiğimiz) yazımla Romantik Komedi - Aşk Tadında (şarkısı için tık) filmine gittiğimi söylemiş ve film hakkında düşüncelerimi yazmıştım. Bu yazımda ise filmin ikinci serisi olan Romantik Komedi - Bekarlığa Veda'dan bahsedeceğim sizlere.

İzlemeyenler için fazla tüyo vermemekle beraber gözüme çarpanlar şu şekilde;

İlk film Esra'nın hayatı etrafında dönerken bu filmde ise Didem'in öyküsüne yoğunlaşılmış. Esra'nın aşk hayatı daha yüzeysel işlenirken, ilk filmde geçen Reklam Yazarı kimliğine bu filmde hiç rastlanmıyor. Didem karakterinin abartılı kişiliği bu filmde de devam etmekte. Zeynep genelde dominant karakterde. Hatta bu filmde adeta Sex and the City filminde bayan mantığı temsil eden ve avukat karakteri canlandıran Miranda'nın tam bir türk versiyonu.

Gelelim erkeklere. Cem Sezgin ve Mert hikayede aynı derecede yer kaplarken Gürgen Öz'ün canlandırdığı Yiğit karakteri gene yürümüş gitmiş. Filmde en izlenir kareler de zaten ona ait. İlk filminde kız grubunun en yakın arkadaşları olan ve eşcinsel bir karakteri canlandıran Erdil karakteri daha ön planda, esprili ve eğlenceli idi. Bu filmde ise bir kaç yerde sadece gözükmekle yetinmiş. İlk filmdeki performansını arattı. Bir önceki filminde Zeynep'in eşini canlandıran Ergün karakterinin bu filmde başka biri tarafından canlandırılması inandırıcılığı azaltmış geldi bana. Zira ilk filmdeki Ergün daha ağır başlı ve daha az kılıbıktı.

Gürgen Öz'ün yani Yiğit'in partnerini canlandıran Öykü Çelik ise film de kendini canlandırmış gibi geldi. Normalde hayatta da feminen ve garip bir tip gibi duruyor çünkü.

Mekanlar ise oldukça güzeldi.  Özellikle de filmin sonunda geçen Hotel Kempinski'den geçen sahnelere bayıldım. Herkesin hayalini süsleyecek bir manzarası var. Ajda Pekkan'la da daha bir güzel olmuş manzara.

Son olarak filmin 14 Şubat'ta vizyona girmesi filmin gişe kaygısını olduğu algısını yaratıyor. Filmin afişinin Sex and the City 2'den arak (pardon esinlenilmesi) olması dışında romantik komediden tüm beklentileri gerçekleştiren bir film. Gülme ihtiyacınızı karşılayacaktır, gidin derim.


13 Şubat 2013 Çarşamba

Kendimce 14 Şubat Kutlaması



Yaklaşık on gündür firma ve markalar tarafından sevgililer günü kampanya, mikrosite, mail ve indirim goygoylarıyla başınızı şişse de ben de kendimce bugününüzü kutlamayı bir borç bildim kendime.

Tek gün sevmenin değil, bir ömür boyu sevebilmenin marifetten sayıldığı günümüzde herkesin 14 Şubat'ını kutluyorum.

Sevgilisi olmayanlar ise bugün fazla insan içine karışmamasını tavsiye ediyorum zira ben de sevgilisi şuan asker ocağında (pek acıklı oldu bu tabir) biri olarak özlemimi içime gömüp, evimde oturmayı düşünüyorum.

Kalpli balonlar, kurabiyeler, çikolatalar, rengarenk çiçekler, aynı giyinen çiftler, sarmaş dolaş çiftlerin kol gezdiği bu günde sevgilisi olan ve de üzerine üstlük yanı başında olanların da haline şükretmesini ve imrenilen kategoride yer almanın tadını çıkarmasını diliyorum.



10 Şubat 2013 Pazar

Puzzle'ımın Son Parçasına



Hayatımın tamamını bir puzzle'a benzetirsem, bu puzzle'ın en son ve en tamamlayıcı parçası sen olurdun. 

Bilirsin, diğer parçaları olduğunda da puzzle var ama son parçasıdır puzzle'ı anlamlı kılan. Sen de hayatımda tüm kalan şeylere anlam katan ve anlamlı kılan o son parçasın. 

Nasıl puzzle'ın o son parçası olmayınca o puzzle yarım kalır, bir işe yaramaz ve anlamsızlaşır. Benim hayatım da sen olmadığında yarım kalır ve anlamını yitirir.

Bu sene de olduğu gibi hep yanımda ol ki puzzle'ım / hayatım anlam bulsun seninle. Birlikte nice mutlu puzzle'lar yapalım, hiç eksiksiz.
Nice birlikte mutlu yıllara,
1.000, 2.000, hatta ve hatta 18.000 parçalık puzzle'lara...


1 Ocak 2013 Salı

Rötarlı Yeni Yıl Tebriği


2013'e girdiğimiz bu ilk gün ve ilk saatlerde, 2012'yi çoktan geride bıraktık... 

Keşke pişmanlıklarımızı, küslüklerimizi, kırgınlıklarımızı ve nefretlerimizi de geride bırakabilseydik. 

Umarım bu yeni yıl herkesin umut ettiklerini yaşadığı ve hayallerine daha da yaklaştıkları bir yıl olur. 

Kimin neye ihtiyacı varsa; iş, aşk, başarı, ev, mutluluk, çocuk.. tüm bu isteklerine kavuşsun bu yeni yılda.

Bolca 'iyi ki', az miktarda 'keşke' diyeceğimiz bir yıl olması dileklerimle. 

Nice (u)mutlu (en önemlisi de sağlıklı)  senelere, yepyeni başlangıçlara. :)

28 Kasım 2012 Çarşamba

Asker Yolu Gözlemek


Bugüne kadar hiç bir yakınım askere gitmedi benim. Gidenlerse hiç oturup uzun uzun anılarını anlatmadılar. Ama ben bu aralar bugüne dek hiç duymadığım kadar askerlik anı ve muhabbetlerine maruz kalmaya başladım.

Haliyle hiç de asker yolu gözlemedim. Etrafımda ise askerdeki abisini, sevgilisini, nişanlısını veya bilmem kimini askerden gelsin diye bekliyorum diyen çok oldu. İnternet ortamında şafak sayanlara tutun da, 'gel teskere gel teskere bitsin bu gurbet' temalı şarkıları sosyal medyada paylaşanına kadar. Bir de meşhur asker mektupları var tabii.

Tüm bu askerlik anılarını ve özlemlerini uzaktan duymak yetmiyormuş meğer. Önümüzdeki ay ben de erkek arkadaşımı askere uğurluyorum. Tam 14 gün sonra. Bu aralar içime çöken buhranları tüm varlığımla kovalıyorum. 'Ne var yea sayılı zaman değil mi, çabuk geçer' sözü bu kez çıkamıyor ağzımdan. Yaklaşık 2 senedir aynı şehirde olunca mesafe anlamında ayrılık denen şeyi hiç yaşamamış olmanın da payı var tabii bu düşüncede. Ancak insan en çabuk alışan varlık. İlk zamanlar tökezlesem de ilerleyen zamanlarda bu duruma alışarak üstesinden geleceğimi biliyorum.

Giderkense arkasından suyu sürahiyle değil, damacayla dökmeyi planlıyorum. Tez vakitte dönsün diye.

Son olarak çok yakında 'gel tezkere gel tezkere, bitsin bu gurbet' ruh halim, çok yakında tam burada! Bekleyin...


14 Ekim 2012 Pazar

Aşk Eşit Midir Paraya

Ne çok şahit oldum paraya endeksli aşklara. Aşk öyle bir hale gelmiş ki araba, ev ve yüksek maaşla ölçülür olmuş. Ne kadar para o kadar aşk. 

'Arabasını sattı diye ayrıldım.' diyen ondan ayrıldım tipler mi ararsın, yoksa 'lüks restoranlara beni götürüyor' diye onunla görüşüyorum diyen mi. 

Kısacası zamane aşkları eskisi gibi saf değil. Şimdiki bazı evlilik veya birliktelikler de çıkar üzerine kurulmuş. Kendi hayallerindeki zenginliğe ulaşabilmek için hayatına girecek olan kişiyi köprü olarak görür olmuş bazı kadınlar.

Elbette, yaşamak için paraya ihtiyaç olduğu doğrudur. Ancak biriyle bir birlikteliğe başlama kriterinin birine aşık olmak yerine sadece ihtiyaçlarını giderebileceği bir erkeği bulmak olması çok saçma değil mi. Karşındakini cüzdan olarak düşünerek bir ilişkiyi ne kadar sürdürebilir ki bir insan.

Bir de buna mantık aşkı adını koyar olmuşlar. Denginde birini istemek kadar doğal bir şey olamaz ama sırf parası var diye birinle vakit geçirmek bana ters geliyor. Bir de sırtını karşındaki kişiye dayayarak bir ömür boyu öylece yaşamak.


5 Ağustos 2012 Pazar

Benliğini Yitirmeden Sevebilmek


Uzun zamandır aşk ve ilişkiler konusunda burada ahkam kesmiyorum. Ve şimdi diyorum ki o zaman bu zamandır.

Bu yazıda değinmek istediğim konu, aşk ve uğruna yapılan fedakarlık hakkında. Mehmet Coşkundeniz kadar aşk konusunda mertebeli olmasam da gerek yaşadıklarım gerekse gördüklerim beni bu yazıya yazmama çoktan itti bile.

Hayatına o ya da bu şekilde birilerini sokarsın ve değer verirsin. Aynı değeri de karşıdan beklersin. Önceleri sen ve benken, sevgili olunduğunda bu kez biz olursun. Ama ben kavramını körü körüne unutarak değildir biz olmak. Kendinin bir birey olduğu ve sevgilinden öncesinde de hem onun hem de senin bir hayatının var olduğunu unutmadan biz olabilmektir önemli olan.

Etrafımda gördüğüm üzere ne yazık ki ilişkilerdeki birçok sorunda bundan kaynaklanıyor. İnsan birisiyle çıkmaya başladıktan itibaren karşısındakinin hayatında ona eşlik etmeye başlayan biri olduğunu unutup kendi hayatını tamamen karşısındakinin ellerine bırakarak ya da karşısındakinin hayatını tamamen değiştirmeye çalışarak sürdürüyorlar ilişkiyi. Sadece biz olarak kalarak!

Hem erkek hem de kadın çıkmaya başladıkları andan itibaren zehir ediyorlar hayatı birbirlerine. Kadın erkeğin tamamen ona endeksli bir yaşam sürmesini istiyor. Dizinin dibinden ayrılmadığı ve onsuz nefes almadığı. "Erkek erkeğe çıkamazsın! , kimle mesajlaşıyorsun? , kimle konuştun? , kim o?, niye selam verdin?" bla bla. Sanki kadın arkasını döndüğü an sevgili yeni aşklara yelken açacakmış gibi yapılan bir muamele. Karşı tarafı yalnızlaştırmaya çalışarak, hayatında bundan sonra sadece ben olmalıyım gibi yersiz tripler yaparak.

Sadece kadınlar değil tabii bunun bir de erkek versiyonu var. "kimle konuştun?, bunu giymeni istemiyorum?, telefonunu niye açmadın?". En basitinden mini eteği ya da şortuyla gördüğün ve beğendiğin kadını ikna edip çıkmaya başladıktan sonra giyim tarzını tamamen değiştirmesini istemek. İyi de sen onu öyle beğenip sevdin, sevgilisi olunca sevdiğin kadının hayatını hükmetme konusunda böyle saçma bir misyonu niye üstleniyorsun ki! O zaman en başta bana uygun değil deyip, çıkmasaydın!

Hatta bir de işin sosyal medya boyutu var ki akıllara zarar. Bazı çiftler durumu öyle bir hale getirdiler ki, çıkmaya başladıkları andan itibaren aynı Facebook hesabını iki isimle kullanır hale geldiler. Ben bu derece kontrollü olunması gerekliliğini her an hissettiren bir ilişkiyi hastalıklı buluyorum.

Kısaca birinle sevgili olduğunda onun hayatında söz hakkına sahip olursun elbette ama hayatının hakimi de olmasın. Gene aynı şekilde karşındakine söz hakkı tanırsın ama hayatının yönetimini tamamen karşı tarafa bırakmaman gerekir. 

İşin özeti, iyi bir ilişkinin sırrı güvenmekle ve seçtiğin kişinin güvenilir olmasıyla başlar, bir insanı kontrolü ele aldığını sanarak zorla güvenilecek hale getiremezsin. Ve de karşındakini törpüleyebileceği küçük kusurları dışında tamamen değişmesini beklememek gerekir. Çünkü bir kere en başta sen onu öyle beğenmiş ve sevmişsindir.






10 Şubat 2012 Cuma

365 Kez Seni Seviyorum


Tam bir sene evvel hayatıma giren mucizeden bahsetmiştim sizlere. Üzerinden tam 1 sene geçti ve bugün birinci yılımız artık. Son bir senedir, her yeni gün için mutlu olma sebebim oldu, her gün bana kendimi şanslı hissettirdi, her gün beni dinledi, mutluluğumu paylaştı, nazımı çekti. Ve en önemlisi huzurun nerede olduğunu bir sene boyunca gösterdi bana. Nice aylara dedik bugüne kadar, şimdi nice yıllara döndü dileğimiz. İyi ki varsın diyorum, iyi ki de yanımdasın.

11 Ekim 2011 Salı

Yağmur Candır


Yağmur candır,
şayet sevdiğinle damlaları paylaşıyorsan..






10 Temmuz 2011 Pazar

İşte O


Beş ayda insana mutluluğun en güzelini tattırabiliyormuş. Her geçen gün daha da iyi tanıdıkça 'iyi ki' lafını sarfettirebiliyormuş. Onun sayesinde gözlerini ertesi güne daha mutlu ve daha heyecanlı açabiliyormuş insan. Ona dair yazılan şiirlere, romanlara, şarkılara sarfettiği 'bu kadar da abartılmaz' lafının pişmanlığını yaşayabiliyormuş insan. Tüm umudunu yitirmişken, yepyeni bir umudu yine o yeşertebiliyormuş yüreğinde. Ve önemlisi iyi ki varsın dedirtebiliyormuş. Tüm bunları yapan ya da yapabilen kim miymiş?

İşte o aşkmış... (yaşattıkları ve yaşatanıyla :))


9 Mayıs 2011 Pazartesi

Face'BOK'sal Aşklar

Artık hemen hemen herkesin facebook hesabı var malumunuz. Aşklar, dostluklar, sevgiler her birşey facebook'ta gözler önünde yaşanmaya başladı. Birde facebook'u deneme tahtası yapanlar var ki, işte bu yazım da onlardan bahsedicem sizlere.


Hesabı açtığı ilk zamanlarda malum kişinin (mutlaka tanıdığınız böyle birileri vardır.) yalnızlık canına tak eder. Akabinde iletilerinde yalnızlığına dair notlar paylaşılmaya başlanır. Hatta olayı abartıp abazanlığa kadar götüren sözler bile yazar. 'İlişki yok' durumu sayfasını süslerken, kişi yeni kısmetlere açıktır artık. Diğer günler bir şeyler vesile olur ve artık hayatına biri girer. İlk günden itibaren 'büyük aşk!' duvar ve yazılarda avaz avaz duyurulur. Benimde artık bir sevgilim var nidaları bu kez süsler sayfaları. İlanı aşklar edilir karşılıklı, beraber çekilmiş fotoğrafların bulunduğu albümler oluşturulur. Bol 'hayırlı olsun'lu yorumlar sarar dört bir tarafı. Aradan bir yada bilemedin iki ay geçer, ayrılınır. 'İlişkisi var' durumu 'ilişkisi yok' la değiştirilir bu kez. İlişkisi var dönemlerindeki bir 'hayırlısı olsun'lu yorumlara tilt olan ve sinsice bu günü bekleyen diğer platonikcanlar ise hemen 'ilişkisi yok' durumunu beğenirler. Hatta bazıları abartıp 'oh iyi olmuş, sana layık değildi zaten' gibi yorumlarla akşamki kına merasiminin sinyallerini verirler. Bu durumda tepki ikiye ayrılır; ya damar paylaşıp, eski sevgiliye dem vurarlar. Ya da 'bekarlık sultanlık' diye etrafa caka satanlar. Bu esnada beraber fotoların yer aldığı albümdeki fotolar tek tek silinir. Ancak bu durumda pek kısa sürmez, kısa bir zaman sonra başkasıyla çıkmaya başlanır. Tahmin edildiği üzere, bu kez yeni sevgiliye ithafen hazırlanan albümler, duvarlara aşklarının büyüklüğüne dair yazılar tekrar facebook'a konur. Konsept aynı, oyuncu farklıdır bir nevi.

Bahsettiğim gibi öyle çok insan var ki ilişkilerini bu şekilde yaşayan. İnsan birine ikinci gün bu kadar büyük aşk! duyarken otuzuncu gün nasıl nefret eder. Ve haftası geçmeden yeni birini hayatına sokar. Anlaması gerçekten zor, buna aşk mı deniyor acaba. O zaman bizim yaşadığımız başka birşey sanırım, eğer bu aşksa.




24 Aralık 2010 Cuma

Aşk Kriter Tanır Mı?

Biz kadınlar ve erkekler sevgili modelimizi belli kalıplar içine sokarız. Güzel, yakışıklı, zeki, tahsil sahibi, romantik bir o kadar mantıklı, sadık, düşünceli, bakımlı ilk aklıma gelen özellikler...

Peki hayatımıza sokacağımız bu insanın tüm özellikleri barındırması ne kadar mümkündür ya da karşınızdaki kişiyi belli bir kalıba sokmak ne kadar doğrudur. Bence yer yüzünde şayet bu özelliklere birileri varsa bile sayılı sayıdadır eminim. Bu özelliklerden en az iki tanesine bile yakalayanlar şanslı sayabilirler kendilerini. Bazıları ise tüm bu özelliklerin hepsini tek bir kişide aradıklarından en iyisini bulana kadar yalnız olmayı tercih ederler. Peki sevgilisi olanlar sizin sevgiliniz bu kriterlerin kaçta kaçına sahipler ya da ne kadarını göz ardı ederler.


Etrafımda gözlemlediğim kadarıyla bunun her zaman ölçüsü yok gibi. Dış güzellikten çok iç güzelliğe önem verenler, yeter ki yanımda olsun deyip sadakatsizliğe boyun eğenler, tahsili olmasa da beni sadece sevsin yanımda olsun diyenler, düşüncesizliğinden yakınıp sonradan hoş görenler...

Sorumuz şudur:
Hangisi mutluluk getirir, mükemmeli aramak mı, yoksa beraber olduğumuz / olacağımız kişinin özellikleri ile yetinmeyi bilmek mi?





3 Kasım 2010 Çarşamba

Senden Ne Aşık,Ne De Bir Kase Cacık Olmaz

En yakın arkadaşlarımdan biri uzun yıldır süren ilişkisini bitirdi geçtiğimiz günlerde. Olay bizim cephemizde şok etkisi yaratmıştı çünkü ilişkileri boyunca bırak ayrıldıklarını doğru dürüst kavgalarına bile şahit olmamıştık. Demek ki bize yansıtmamışlardı yada artık ilişki ciddi boyuta geçmeye başladığından arkadaşım karşısındaki kişinin hayatının erkeği olmadığının anlamasıyla bu ilişkiye de bir son verme kararı verdi.

Ben ise bu durumdan kendime "kendini avutma" mı dersiniz yoksa "hakkı var kızın" mı ama "geç olsun güç olmasın" payını çıkardım ve bir kez daha ilişki felsefem halini almasına neden oldu. Çok kişiyi tanıyıp çok hatalar barındırmaksa hayatımda, ya da bir kişiye senelerce ömrümü adayıp, yürümediğinde ise harcanan vakit kaybına oturup üzülmektense için için, müzmin bekar ve ilişkisiz durumda takılmak en güzeli diye düşünmeye başladım.

Evlenip zaten bir ömür boyu aynı adamın kahrını çekeceksin ileride, hakkını yemeyeyim karşındaki kişide senin kahrını çekecek. Şimdide o moda girmeye gerek yok diye düşünüyorum. Ama büyük lafta etmeyeyim çünkü ne zaman etsem ya bir başkası oturup o büyük lafı bana yediriyor ya da ben kaderime razı olup oturup paşa paşa ben yiyorum o büyük lafı.

Ama bu olayın bir yanı da aşka inancımın azalmasına neden olduğunu da söylemesem olmaz. Her insan bir değil, her ilişki bir değil elbette ama sevgisine inandığın iki kişinin bu hale gelmesi, beni de hayal kırıklığına uğrattı. Arkadaşım için en hayırlısını dilemekten başka bir şey gelmez elimden şuanda, verdiği karardan mutlu olsun diye diliyorum tüm kalbimle. En önemlisi de pişmanlıklar semtine uğramasın.





17 Eylül 2010 Cuma

Aşk Karın Doyurur Mu?

Epey bir zaman oldu yazmayalı diye günah çıkararak başlıyorum yazıma. Bandırma'yken başıma gelmekte bir olaydan bahsedeyim sizlere. Hande diye daha önce bloglarda da bolca bahsettiğim dostumun 3 yıldır bir ilişkisi var. Hande hemşirelik yapıyor, sarışın mavi gözlü, girdiği her ortamda dikkat çeken bir güzelliğe sahip. Erkek arkadaşı ise çok iyi biri ancak tahsili yok bunun yanında yaptığı meslekten de aldığı maaş pek tatmin edici değil. Buna karşılık Hande'nin annesi, halası ve birçok kişi benimle konuşup en yakın dostu olarak Hande'yle konuşmamı ve her şeyin çıkarken iyi hoş olduğunu ancak iş evlenmeye gelince üç kuruş maaşla geçinemeyeceklerini, evlilik açısından kendine kendi denginde birini bulması yönünde Hande'ye akıl vermemi istiyorlar.


Hande de herşeyi farkında ancak erkek arkadaşına beslediği aşk, mantığından çok çok ağır basıyor. Ben de biliyorum yarın öbür gün, kadının erkekten daha fazla maaş alması sorunlar açacağını. Aynı zamanda çocuk işsiz kaldığında iş bulması da günümüz şartlarında hayli zor. Ama gel gör ki arkadaşım bu kadar severken ve karşısındaki erkeğin sevgisine de bu derece inanırken benim bu ilişkiye itiraz etmem ona göre "onun mutluluğunu istememek"ten ötesi olamaz, gayet iyi biliyorum.

Daha önce benim de başıma benzer bir olay geldiği için o duygunun ne olduğunu da anlayabiliyorum. Ama ailenin onaylamadığı bir ilişkiyi sürdüremem hiç bir zaman. Denk olma konusunda ise hem fikirim. Ortak nokta çok olmalı çiftler arasında. Kadının erkekten daha tahsilli olması ya da yüksek mevkide olmasının evlilikte büyük sorunlar çıkarabileceğine inanırım.

İşin özeti ne yapacağımı bilmiyorum. Şimdilik yapmam gereken onu desteklemek. Bunun dışında hakkımızda hayırlısı olsun, her tencere kapağını bulsun. 




1 Eylül 2010 Çarşamba

Kaçan Kovalanır Taktiği

"Kaçan kovalanır taktiği" diye birşey var ya, cidden ne de doğru taktiktir.


Son zamanlarda pratiğe dökülmüş halini etrafımda çok sık görmeye başladım. Bir erkeğin yada kızın peşinden onca zaman dolanırsın ve öldür allah yüz vermez ya da çıkarsın ayrılırsın, "sil baştan başlamak bazen" edalarıyla tekrar barışmak istersin ama bana mısın demez katır inadı vardır adamda. Sonra vazgeçersin dersin istemiyor olmucak bu iş, bakarsın yoluna. Hatta biri çıkar senden hoşlanan dersin bari buna yüz veriyim. Belki mutlu olurum artık. Bunu gören eski şahsın kafasında birden bir şeyler dank etmeye başlar ve birden en kıymete binersin. Bu sefer roller değişir. Seninle olmak isteyen o olurken, iki arada bir derede kalan sen olursun. Bakınız "KAÇAN KOVALANIR".

Bu sefer aklın karışır, ne yapacağını bilemessin onca zaman peşinde koştuğun adamın ayağına tıpış tıpış gelmesine mi sevinesin yoksa seni ondan daha fazla hakkettiğini hissettiğin kişiyi geri tepme düşüncesinin verdiği sıkıntıya mı yanasın. Sonuç olarak vaktinde sana yüz vermeyen şahsı ne kadar peşinden koşturursan o kadar kıymetli olursun. Yelkenleri suyu indirip ona dönersen ve ilişkinizden gene bir cacık olmazsa, elinden kaçırdıklarına da yanarsın bu kez. İşin özü kaçan olmakta, kaçabilmekte yani.