
30 Haziran'a gireli tam bir saat oldu.
Blog yazmaya karar verip ve bu işe soyunalı ise tam 1 sene.
İlk günden bugüne sayısız blog okudum, sayısız ziyaretçi geldi geçti blogumdan. İçimden geçen herşeyi bloguma yazdım. Yeri geldi ahkam kestim, yeri geldi dert yandım. Yeri geldi günlük vazifesi gördü blog bana.
144. ziyaretçi ve aldığım birçok takdir dolu yorumlar ne kadar da doğru bir karar verdiğim bir kez daha gösteriyor. İlk zamanlar 3 tane blogum vardı. İlk takipçilerim bilirler "Tele-vizyondakiler" ve "Okumak Lazım" ve şuan devam ettiğim "Aysa's Home".
Bu bloglarımı daha sonra tek bir blogta birleştirmeye karar verdim. Ciddi şeyleri pek dile getirmedim (siyaset, memleket meseleleri vs.) o konular hakkında yeteri kadar ahkam kesen vardı zaten, fazlasına gerek yoktu.
Sadece ben içimden geçenleri döktüm. Blogun isim hikayesi ise şöyle; ortaokuldayken hayranım olan çocuğun arka sıramdan (Mutaf adlı şarkıcının Ayşa adlı şarkının popüler olduğu zamanlar) "Ayşa, Ayşa duy sesimi" şarkısını arka sıramdan böğüre böğüre söyleyerek kendince bana aşkını ilan etmeye çalışması ve benimde o zamanlar içten içe bu durumun hoşuma gitmesi. Buna rağmen çocuğa yüz vermiyor ve cool kızı oynuyordum daha o yaşta. (yaş 14-15 tabi o sıra) Hayranımın uzunca bir süre bana yaptığı serenatlar sonucu, Ayşa lakabı üzerime yapışıp kaldı. Önce dershane yayılan bu lakap daha sonraları lisede arkadaşlarım tarafından kullanılınca benimsemem hiç de zor olmadı. Yıllar yılı böyle olunca da blogumun için de beni en iyi yansıtan ismin bu olduğunu karar verdim.
Aksilik olmazsa uzunca bir sürede yazmaya devam etme düşüncesindeyim. Beni bu zamana kadar yalnız bırakmayan ve sayfamı takip etmeye yeni dahil olan herkese çok teşekkürler.
Siz okumaya devam ettikçe Ayşa evinden sizlere bildirmeye devam edecek emin olun. Sevilmektesiniz, hepinizi öperim.