24 Ocak 2012 Salı

Tatilden 1

Okul geçen hafta cuma günün nihayet bitti. Ama tatile sevinmeye fırsat daha yeni yeni bulabiliyorum. Son bir aydır annem, erkek arkadaşım, okuldaki proje grup arkadaşlarımın hemen hemen hepsinin gripten kırılırken bana bir şey olmamış, olmazda sanıyordum. Meğer mikroplar pusuya yatmış beni bekliyormuş. Cuma günü kaptım hastalığı, o gün olan sınavıma nasıl girdim, hangi şuurla cevapladım hiç ama hiç hatırlamıyorum. Sınavdan çıkar çıkmaz kendimi okulun revirine attım. İğneyi yedim ve az da olsa kendime geldim. Ertesi günlerde ateş, öksürük, şiddetli boğaz ağrısı ve hapşurmakla geçti. Bir geldi, pir geldi virüsler yani.

Evden birkaç gün çıkamayınca kendimi televizyon dizilerine ve kadın programlarına verdim mecburen. Saba Tümer, Melek, Esra Erol canmış falan.

Ama hasta olmanın bir güzel yani (ya da kötü) gerçek dostlarını ve sevenlerini tanıma imkanını sana vermesi. Çünkü hastayken sadece onlar merak ediyor seni.

Tatilimin ilk haftasından şimdilik aklımda kalan bunlar.. Arkası yarın..



13 Ocak 2012 Cuma

Final Haftası Dipnotları


Final haftasındayım bir haftadır. Sınavlardan çok hayatımı da kaplayan bir projemiz var bu ara. Projemiz diyorum çünkü ben dahil toplamda 8 kişi hazırlıyoruz bu projeyi. İlk kez "Altın Pusula"nın her sene düzenlediği halkla ilişkiler projesine katılıyoruz bu sene. Benim halkla ilişkiler projesi olarak yarışmaya hazırladığım ilk proje. Yarışmanın konusu ise "Sosyal ve dijital medyada İstanbul'u markalaştırmak". Konu farklı fikirlere yatkın, diğer bir yandan dallı budaklı da. Hele ki İzmir'de de olunca tarif etmesi daha da zor oluyor. Neyse ki sosyal medya ve dijital medya kısmı var ki tek kurtarıcımız. Yarışmanın son tarihi Mart ayı yani daha epey bir vakit var gibi gözükse de hocaların finale haftası proje biter gibi sunum yapın lafı üzerine her güne yeni bir toplantı kıvamına gelmiş bulunmaktayız. Toplantılar iyi hoşta toplantı süresince acıkmalarımız var bir de. Proje yaptığımız her gün bana kalori olarak dönmeye başladı, sene sonunda okulu ne kadar bir yağ oranıyla kapatacağım ise ayrı bir merak konusu.

Son olarak, benimle aynı kaderi paylaşan tüm arkadaşlara da çok yemeli ama az kalorili finaller diliyorum. Tabi öyle bir dünya gerçekten varsa.


4 Ocak 2012 Çarşamba

Ne Olcam Ben Ya!

Şaka maka yarın birinci dönem derslerim bitiyor. Bekleyeceğim bir yaz tatilim olmadığından mıdır nedir, hiç okulu bitiresim yok bu sene. Okul denen olay olmayacak hayatımdan 5-6 ay sonra. Bu fikir öyle garip geliyor ki bana. Senelerin öğrencilik hayatı kolay olmayacak bitirmek.

Küçükken sorarlardı ya hep "büyüyünce ne olacaksın?" diye. Çoğu çocuk bende "doktor" olmak istiyordum ve aynı yanıtı verenlerdendim. Bebeklere bayıldığımdan (hala da öyle) çocuk doktoru olup onları iyileştirmek vardı aklımda. Ta ki doktorluğa giden yolun fen, matematikten geçtiğini öğrenene ve avukatların giydiği cübbelerin karizmasına kapılana kadar. Uzun bir süre de "avukat olcam ben" diye dolandım ortalıkta. Bir arada da "Çocuklar Duymasın"da Meltemin mesleği olan halkla ilişkilerci olmak istedim. Meltem karakteri (Pınar Altuğ) gösterişli, güzel ve gençti (10 yıl önceki bölümlerde tabi) ve tam rol modellikti. Ardından Ruhsar dizisine merak sarınca Mahsar karakteri (Cem Davran) rol modelim oldu. Reklamcıydı, karizmaydı, sevimliydi, ölen eşine hala aşık ideal erkekti. O gün bugündür kararımı değiştirmedim. İyi mi yaptım işte onu bilmiyorum.

Mezuniyet yaklaştıkça daha da evhamlı bir insan olmaya başladım. "Napcam ben ya napcam, nolcam?" diyen iç sesimin volümü artıyor her geçen gün. Öğrencilik ile çalışan (iş yarayan) insan arasındaki sınırındayım tam olarak. Kısadan hisse , 6 ay sonra nerede olacağım konusu kafamı kurcalıyor. "Eğitimi aldığım işi mi yapağım yoksa bir başka bir iş mi?" "Ne bulursam bahtıma" mı diyeceğim yoksa? Neyse ki yedekte yüksek lisans planım var ki iş bulamassam "hala okuyom ben ya" diyebileyim. Düşmeyeyim boşluğa.

Geçen gün ciddi ciddi iş bulma sitelerine bir göz atayım dedim. Hani yarın öbür gün cıpcıslak ortada mı kalacağım yoksa bir yerlere girebilecek miyim sorularına yanıt bulabilmek için. Baktım işime yarar ilan falan yok kendimi olumsuza da alıştırmaya yarar var dedim şimdiden. Hatta bir tanesine laf olsun diye başvurdum, geri döndüler hatta ama vazgeçtim. İyi bari ortada kalmam heralde diye mutlu oldum sonra falan.


Bu hafta Saba Tümerde gördüğüm Rezzan Kiraz bu sene Koç burcu için yenilik dolu bir yıl olduğunu söylemişti. Tüm kalbimle inanmak istiyorum bu güzel yeniliklerin varlığına.



27 Aralık 2011 Salı

PTT'ye Talim

2012'e dair öyle çok şey söylendi ki. Atom bombasının dünyaya çarpması, tüm hayvan türlerinin tükenmesi, küresel ısınmanın son noktaya varması. 2012 adında filmi bile çekildi, Amerikan rüyası 2012'de neler olacağını yıllar öncesinden gösterdi bize.


Şimdi bakıyorum da herkes sabırsızlıkla 2012'yi bekliyor. O kadar rivayetin üzerine nedir bu sabırsızlık çözebilen var mı? Yılbaşının yaklaşmasıyla yılbaşına dair reklamlar, dört bir yanda mekan fiyatları (normal fiyatının en az 3 katı), facebookta çam ağacı üzerinde arkadaşlar tarafından taglenmek (bu ana kadar daha başıma gelmedi bereket) falan. Ayrıca kırmızı donlar, çekilen milli piyangolar, iş yeri veya okul ortamında yapılan yılbaşı çekilişleri. Herkeste bir heyecan, bir mutluluk.

Geçtiğimiz gün bir sitede 2011'in nasıl geçtiğine dair bir ankette çoğu kişi "zorlu bir yıldı" seçeneğini seçmiş. Tahminim o ki, ister 2012 gelsin, ister 2013 insanların gelen yeni bir yıla karşı değil bu mutlulukları, her gelen yeni yılın getireceği günlerin iyi geçeceğine dair umutları onları sevindiren. Hiç bir zaman dörtlük dörtlük hayat süremesek de en azından bu sene "umut ettiklerimizin bir kısmını yaşayalım, hiç olmadı bir adım yaklaşalım" temennileri geçiyor benimse aklımdan.

Şurada az gün kalmasına rağmen her sene olduğu gibi bu sene de bir planım yok. İşin ilginç yani bu sene sıfır heves var içimde. Yılbaşı gelse nolacak, kapitalist düzenin aleti olmayalım oturalım evimizde modundayım tam olarak. Bu gidişle bu sene de PTT adıyla nam salan pijama, terlik, televizyon üçlüsüyle klasik bir yıl olacak gibi. Zamanımı televizyonda haftalar öncesinden çekilen ve yılbaşını kutlayan insan taklidi yapan sanatçıları izleyip, facebook ve twitterda benle aynı kaderi paylaşan insanların paylaşımlarını okuyarak "yalnız değilim lan" diyerek ve cips, çerez ve türevleri abur cuburları yiyerek geçecek bir de. Ayrıca bir yerlere gidip de bunun ilanını facebook ve twitterda duyuran kişilerin duyurularını denk gelmek var tabi. Gecenin tadı tuzu yılbaşı oyunlarını unutmamak gerek. Belki ekstradan biraz amorti ardında da tombala. PTT'yle hayat, oh ne rahat :)