dizi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
dizi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

15 Ocak 2015 Perşembe

Hala İzlemeyenlere Dizi Tavsiyesi - Homeland


Uzun zamandır blogta yabancı dizi tavsiyesi vermediğimi farkettim.  Bu aralar takip ettiğim dizi ise 'Homeland'. Dizi 2011 senesinde başlamış ve dördüncü sezonunu tamamlamış olsa da, hiç bir şey için geç değildir diyerek izlemeye koyuldum. Çocukluk arkadaşımın tavsiyesi üzerine başladığım dizide ilk sezonu neredeyse bir hafta içerisinde bitirdim. Yakın zamanda ise ikinci sezona başlayacağım.

Dizinin konusundan biraz bahsetmek gerekirse oldukça yaşamın içinden ve yakın tarihte yaşanan olaylardan esinlenilen bir konusu var. Amerikan deniz subaylarından Nicholas Brody savaş sırasında el-Kaide örgütü tarafından esir alınıyor ve tam sekiz yıl sonra serbest bırakılarak ülkesine geri dönüyor. Ve bu dönüşü ile hem basın hem de hükümet tarafından sevinçle karşılanırken, kahraman da ilan ediliyor. Diğer yanda genç subay hem özel hayatı hem de ülkenin siyasi durumu açısından birçok şeyi de değişmiş buluyor. Özel hayatında hem eşiyle hem de çocuklarıyla uzunca bir süre eski hayatına dönme zorluğu çekiyor. Diğer yanda Nicholas'ın ülkesine sağ salim dönmesinin mucizevi ve iyimser bir dönüş olmadığını savunan CIA ajanı olarak karşımıza çıkan Carrie Mathison karakteri var. Carrie dizi boyunca bipolar duygu durum bozukluğu ile boğuşan bir kadın. Diğer yandan bu rahatsızlığı diğer iş arkadaşlarının farkedemediği birçok ayrıntının da kendisi tarafından görülmesini sağlıyor. Dizi boyunca (yani en azından ilk sezon) Carrie, Brody'nin el-Kaide tarafından tutsak edilirken saf değiştirdiğini öne sürüyor ve canla başla bu iddiasını ispat etmeye çalışıyor. Tabii bu süreçte oldukça ilginç olaylar da yaşanıyor.

Ben siyasi ağırlıklı dizileri genellikle konu ve ilerleme açısından ağır bulup izleyemesem de bu dizi anlatım dili açısından insanı gerçekten sıkmıyor. Özetle akıcı bir politik gerilim bir televizyon dizisi denebilir. Hele de CIA, FBI, derin devlet gibi olaylar ilginizi çekiyorsa kesinlikle izlemeniz gereken bir film. Derin devlet denilince aklınıza Kurtlar Vadisi getirip aman ha yanılgıya düşmeyin. Ayrıca dizi Altın Küre ödülüne de layık görülmüş. En iyisi mi izleyip de karar vermek zaten. Şimdiden iyi seyirler.

22 Eylül 2013 Pazar

Dizi Mevsimi Başladı


Eylül ayının sonlarına geldiğimiz şu günlerde, deniz ve havuz dönemi çoktan kapandı bile. Nevresimden ve pikeden bataniyeye geçerken, tişörtlerin üzerine hırka giymeye başladık.Yazın ne kavurucu sıcağı var, ne de kışın dondurucu soğuğu. O bakımdan aslında aranılan mevsimlerden sonbahar. Güz deyince kulağa daha bir hüzünlü geliyor orası ayrı. Tabii bunda ayrılık temalı dizi, klip ve filmlerin de payı büyük.

Soğukların yavaş yavaş kendini göstermeye başladığı şu günlerde ise sahil, kumsal gezmek düşüncesini yavaş yavaş rafa kaldırılırken, bataniye altında film ve dizi izleyerek, (ki bir de sevdiğinleyse tadından yenmez) sakin geçirilecek günler ise geldi bile.

Bu yazımda ise soğuk gecelerde size arkadaşlık edecek ve sizleri sürükleyecek iki dizi tavsiye edeceğim. Biri 'Orange is the New Black'. Konu itibariyle biraz kadınlara yönelik denilebilecek bir dizi. Sebebi ise dizinin kadın koğuşunda geçen olaylardan oluşması. Kadın koğuşu dediysek yerli 'Parmaklıklar Ardında' dizisi kadar arabesk ve iç karartıcı değil. Piper adını taşıyan genç kadının on yıl önce işlediği bir suçtan hapis cezasına çarptırılması ve Piper'ın tüm bu olaylardan bir haber olan nişanlısı Jason'ın hayatındaki gelişen olayları konu alıyor. Film şuan için bir sezon çekildi yani başlarsanız çok rahat bitirebilirsiniz. IMDb puanının 10 üzerinden 8,6 olduğu düşünülürse bu dizinin arkasının geleceğine bahse girerim.

Suburgatory ise geç keşfettiğim cevherlerden. İki senelik bir geçmişi var çünkü. Olaylar baba ve on beş yaşındaki kızının (Tessa) odasında açılmamış prezeratif bulması ile başlıyor. Bu durum üzerine baba kızını da alarak, apar topar New York'tan, Chatswin adı verilen küçük (diziye göre varoş) bir semte taşınıyor. Büyük şehir insanlarından sonra yeni taşındıkları şehirdeki insanların yaşayış biçimleri ve tavırları ise oldukça ilginç. Dizide genel olarak çok ciddi konular işlenmiyor, beyni yormayan, çerezlik bir dizi kısaca. Bu arada başrol babanın çok karizmatik olduğunu söylemeden edemeyeceğim.

Şimdilik dizi önerilerim bu kadar. Sizin de tavsiyelerinizi bekliyorum.



25 Ağustos 2010 Çarşamba

Mundar Ettiniz Canım Televizyonu

Malumunuz evdeyim ya bu aralar televizyon programlarına ve dizilere sarmış bulunmaktayım. Yaz sezonu malum televizyonda Kavak Yelleri, Küçük Sırlar ve benzeri diziler var.


Kavak Yelleri artık bitmeli diyorum ısrarla. Dizide herkes birbirine yiyiştiğine göre, artık her hangi bir merak unsuru kalmadı artık kim kimle yiyişcek şimdi diye. Dizi karakterlerinden hele Aslı'ya laf yok zaten, hatun 1.50lik boyuyla 30 tane adamı peşinden koşturuyor ya hayret. Bir mavi göz nelere kadir!

"Küçük Sırlar" ise, artık herkesin bildiği üzere "Gossip Girl"ün Türk versiyonu olmakta. Serenna rolünü Sinem Kobal tüm ezikliğiyle sürdürürken, Ayşegül de Blair olmalı büyük ihtimal. Onca tikky isim dururken neden Ayşegül diye soramadan da edemedim açıkcası. Ne bileyim Ecesu, Pelinsu, Beren gibi isimler dururken anlam veremedim ben Ayşegül'e. Chuck'ın Çetin olması ve "Çet"e döndürülmesindeki yaratıcılığa da kelimelerim kifayetsiz kalıyor. Yaratıcılıkta sınır ötesi. Selena bile tutup 2-3 sene ekranlarda oynamışken ben "Küçük Sırlar"a epey bir ömür biçiyorum.

"Geniş Aile" dizisine de yeni sardım. İzlerken beynini yormadan onca entrika karmaşasının içinde beynini bir an bile yormadan rahatlıkla izlenebilecek bir dizi. Gül geç falan, güzel yani.

Birde "Fatmagül'ün suçu ne?" dizisinin fragmanları dönüyor durmadan. Konusunu okudum da pek sarmadı beni, "Hanımın Çiftliği" kokusu aldım. Beren Saat var diye iş yapar mı bilmem.

Bunu dışında gündüz dizi kuşağında "Avrupa Yakası" ve "Doktorlar"ı izliyor geçmiş bölümleri yad ediyorum. Şimdilik aklıma gelenler bunlar devamı gelecektir diye ummaktayım.