izmir etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
izmir etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

25 Aralık 2014 Perşembe

Tadı Damağınızda Kalan Bir Rehber- İzmir Gourmet Guide


İzmir demek lezzet demektir bir anlamda. Ve de Ege’nin kendine has tatlarının başkentine de İzmir demek çok da yanlış olmaz. Kahvaltının baş tacı simit gevrek adıyla ve Ege’nin kendine has lezzeti, İzmirli’nin ise sunumuyla bambaşka bir hal alır bu şehirde. Kahvaltının diğer vazgeçilmezlerinden biri ise boyozdur. Boyozun yanında sofralara buyur edilen yumurta da boyozun göbek adıdır bir anlamda. İkisi bir de yanına çay da oldu mu en zengin sofra işte o zaman kurulmuş olur.

Sonra kumru... Kumru adını lezzeti kendine has olan ekmeğinden ve kömür ateşinde buluşan salam, sucuk ve kaşarından alır. Ustasından yiyen ise tadını asla unutmaz, tiryakisi olur.

Ve İzmir’in diğer tüm lezzetleri… Zeytinyağlıları, İzmir köftesi, tulumu, tarhana çorbası, deniz ürünleri ve de şehirde gizli yüzlercesi. İzmir’de yaşayıp bu tatların bazıları ile bir yerlerde buluşan ve de bu eşsiz deneyimi sevdikleriyle paylaşanlar muhakkak ki vardır. Aynı şekilde şehir dışından İzmir’e konuk olarak gelmiş ve kulaktan dolma İzmir lezzetleriyle tanışmış birileri... Ancak her yemeği kendisine has yorumuyla damak tadına uyduran İzmir’deki mekanların tümüne hakim olabilmek oldukça zordur.

İzmir’de yaşayan ancak İzmir’deki birçok lezzetten hala bir haber olan, İzmir’e kısa süreliğine gelmiş ve yıllar sonra da adından bahsetmek isteyeceği tatlarla buluşmak isteyen veyahut İzmir’deki damak tadına uygun mekanları bilen ve yenilikleri yakından takip eden kişiler için harika bir rehber önerim var.  İsmi “İzmir Gourmet Guide”. Bu rehber sayesinde İzmir’i daha da yakından tanıma fırsatını elde ediyorsunuz.

Türkiye’de yeme ve içme alanında rüştünü ispatlamış kişilerden oluşan jüri tarafından seçilen İzmir’e ait yeme-içme ve eğlence mekanları ve bu mekanlara ait takdire şayan lezzetler bu rehberde buluşuyor. Hangi yemek, nerede tadılmalı bu kitapçıkta cevap buluyor. Daha önce dört defa meraklıları ile buluşan İzmir Gourmet Guide, beşincisinde sayfa bana yetmez dijitalde de görmem, hissetmem gerek diyenlere de harika bir alternatif oluşturuyor. Mekanlara ait lezzetler hakkında bilgi edinirken, sayfalarda yer alan QR kodlar ile de mekana gitmeden önce o ana gidebilmeniz böylece mümkün oluyor. Kitapçığın diğer güzel yanı ise “Sokak Arası Mekanları” ile İzmir’in gizli kalmış efsane tatlarına ışık tutması. Ayrıca “Az Uzaktakiler”ile İzmir’in ilçelerine ait ve en az İzmir lezzetleri kadar meşhur olan ünlü mekanları sizlere sunuyor. Dünya mutfağından farklı mutfak kültürlerini tecrübe etmeyi seven kişiler içinse onlarca seçenek İzmir Gourmet Guide’da mevcut.

Kısaca İzmir’i yakından tanımak ve hissetmek isteyen, yeme-içme eylemini temel ihtiyacın çok ötesinde paylaşılacak bir deneyim olarak gören kişilere göre İzmir Gourmet Guide.

Tasarımı ile de dikkat çeken İzmir Gourmet Guide’a hayat veren Mandal Ajans ve mekanları kendine has üslubuyla tanıtan Ahmet Güzelyağdöken ise takdiri hak ediyor.

Siz de özenle seçilmiş ve farklı tatlarıyla yeni müşteriyle tanışmayı bekleyen mekanlar için güvenilir kaynak olan bu rehberden yararlanabilir, edindiğiniz bilgilerle gurme dahi olabilirsiniz.

29 Haziran 2012 Cuma

Yola Çıkış / Ödül Macerası Part 1


Bir önceki yazımda da bahsettiğim gibi geçtiğimiz günlerde TÜHİD'in İstanbul'da (Harbiye Askeri Müzesi) gerçekleştirdiği Altın Pusula ödül törenine çalışma grubumla (ben hariç 3 kız) beraber katıldık.

Pazartesi yola dökülmekle başlayan maceramız, Çarşamba İzmir topraklarına varana kadar sürdü. Onca çabamıza rağmen okulumuz yolculuk masraflarımızı karşılamadığı (!) için epey bir yoğun ve yorucu bir yolculuk oldu. (Halbuki artık mezun olduğumuz bu günlerde yapacakları bu kıyak, hayatımız boyunca unutamadığımız en baba kıyaklar kategorisinde en başı çekebilirdi.) Farkındaysanız yazarken seyahat yerine yolculuk dedim, çünkü yolculuk tabiri daha bir yorucu ve sergüzeşt geliyor kulağa yani bizim durumumuza daha bir uygun.

Pazartesi günü ise ilk kez İdobüs denen gerçekle tanıştım. Hızlı, ekonomik ve bir o kadar da eziyetli denebilecek türden bir yolculuk oldu bizim için. İzmir'den İstanbul'a tam 6 buçuk saat gitmeyi vaad edip, verdiği sözü tutması takdire şayan. Ama 6 buçuk saat boyunca mola vermemesi, benim gibi alışkın olmayan bünyelere zeval verebilir benden söylemesi. Aslında İzmir'den yola çıkarken başlamıştı koşullanmalar. Her ne kadar otobüs şirketiyle ortaklık dahilinde bulunsa da aynı otobüs şirketinin servisine binilmesine izin verilmiyor. Kendi imkanlarımızla otogara gidecekmişiz! Zaten imkanım olsa size niye tenezzül edeyim ki ben. Paşalar gibi binerim arabama ya da bıraktırırım birilerine olay biter. Evimin otobüs yazıhanelerinin dibinde olması birinci kuralı delmeme yetti bile. Servise atladım ve garaja gittim. Ardından beş saat boyunca molasız yolculuk oldu bizi bekleyen. Ekonomik tur olduğu kadar ekonomik insanlar için düzenlenmiş bir yolculuk uygulaması. Az su iç, hiç tuvalete gitme, (tuvalete gidebilir miyim dediğimde muavin sırıtarak git tabi de dönüşte bizi burada bulamayabilirsin dedi!) çay, nescafe, topkeki ise hakketmeniz zaten mümkün değil. Allahtan yanıma zor günlerim için sakladığım çubuk krakerlerim vardı da guruldayan karınlarımızı o sayede yatıştırdık.

Önceden tecrübeleri olanlar yolluk koymuşlar yanlarına. Keklerini, poğaçalarını, sarmalarını, meyvelerini almış da öyle gelmişler. Bize de otobüs sakinlerinin küçük çaplı gerçekleştirdikleri yerli malı tadındaki doyma şölenlerine seyirci olmak kaldı. Bizde elimizde tek yiyecek olan çubuk krakerlerimizle gerek sigara yaparak, gerekse ağzımıza sığdırmaya çalışarak eğlendik kendi çapımızda.

Otobüsler tiplerse klasikti, bebekleri olan sevimli iki genç çift, yolculuk boyunca sürekli yanındaki koltuğun boşluğundan faydalanarak ayakkabılarını çıkarıp uzanan daha sonra kalkan ve bunu yol boyunca defalarca tekrarlayan klasik kısa saçlı, balık etli, gözlüklü emekli teyze, öğrenci oldukları her halinden belli olan tipler.

Ardından İdobüs'ün İdo kısmıyla tanıştık. Otobüsten inerek gene apar topar junior ido'muza bindik. Ebat olarak ufak olan ido rüzgar esse sallandığından başta epey bir tırssakta daha sonra bu duruma alıştık. Bir buçuk saat süren İdo yolculuğumuzun ardından ise artık İstanbul'daydık. Sonra başımıza neler mi geldi?

Devamı gelecek.. 


7 Aralık 2010 Salı

Köyden İndim Şehire Döndüm Deliye

4 gündür aktifliğim üstümde. Alsancak, Bornova, Kemeraltı...


Köyden indim şehire birden döndüm deliye derler ya, bende de aynen öyle İzmire geldiğimden beri. Benim gibi liseye kadar yaşamını küçük bir ilçede geçmiş ardından okuldan veya daha farklı sebeplerden ötürü kendini koskocaman şehrin ortasında bulanlar benim halimi çok iyi bilirler. Büyük şehirde doğup, büyüyenler o şehrin kıymetini pek bilmezler ve bizim bu durumumuza anlam veremezler. Çünkü küçük yer insanın büyük şehirle tanışana kadar çarşı diye nitelendirebildiği tek bir mekanı vardır. O da hepi topu dolaşması sadece 15 dakikasını alan bir yerden oluşur. O yüzden büyük şehire yaşamak, küçük şehirden kopup gelen bizim gibi insanlara allahın büyük bir lütfudur. Gezebileceğimiz çok fazla yer seçeneğinin olması bize mutluluk verir, nereye gideceğim diye tasa duymamıza artık hiç mi hiç gerek kalmaz. Şayet İzmirde yaşamaya başladıysan ruh haline ve görmek istediğin yere göre birçok alternatiflerin vardır.

Kafa dağıtmak için kendini Alsancaktaki kordona yada İnciraltı veyahut Güzelyalıya atabilirsin. Alışveriş için Kemeraltı, Karşıyaka ya da Agora, Balçova Kipaya gidebilirsin. Şirincede sevdiğinle bir şarap içer, Efeste tarihe tanık edersin. Vapurla Karşıyakaya geçer, bu kez şehrin güzelliğini karşıdan seyredersin. Asansöre çıkar, fotoğraf stüdyosuna gerek kalmaksızın en güzel fotoğrafları kareleyebilirsin. Ve bahsettiklerim İzmirin ilk aklıma gelen yerleri.

Kısacası küçük şehir insanları büyük şehir insanlarından çok daha farkındadır büyük şehrin cevherlerini. Ve bunları bilerek ve her anının tadını çıkararak yaşarlar.

(foto:Nejdet Düzen)



24 Eylül 2009 Perşembe

Bandırma'ya Elveda, İzmir'im Gel Bana

Anladığınız üzere İzmir il sınırları içine varmış bulunmaktayım. Dün geldim, uyuşuk, sersem ve yorgunum. Arkadaşım Günce'yle konuştum dün. Bugün buluşup İzmir'i alt üst etme kararına vardık.

Alsancak , Konak olmadı oradan da, Karşıyaka. Böylece üzerimdeki uyuşukluğu da atarım belki. Ama nasıl hazırlanıcam ve kendimi Alsancak'a nasıl atıcam işte oraları meçhul. Beni bıraksalar bir köşede öylece yatsam. Arasıra düşünüyorum da erkek olmak varmış, üstüne tişörtünü, kotunu geçir hemen çık, oh ne güzel valla. Ne makyaj, ne süs, ne püs!






21 Ağustos 2009 Cuma

Alışveriş Canavarlığına Soyunmak

Bu çantaya resmen dibim düştü, ama malesef çanta alma kontenjanımı fazlasıyla doldurduğumdan alamadım. Beğenenlere bu çanta, Wc Waikiki'de 25 tl.


Bu aralar canım sıkılıyo, rahat batıyor da denebilir. O kadar sıkıldım ki okul açılsa da gitsem der oldum. Havalar çok sıcak, yapacak bir şeyler de bulamıyorum evin içinde. Dört duvar üzerime geliyor. Arkadaşlarımsa yazlıkta. Ben ise İzmir'in nöbetini tutuyorum bu ara. Gerçi çok gezdin, yeter artık otur poponun üzerinde dediğinizi duyar gibiyim. Ama insanin gezdikçe gezesi geliyor. Örneğin dün Forum Bornova'ya gittim , İkea, Bershka, Wc Waikiki başta olmak üzere tüm dükkanları annemle talan ettik. Tüm dükkanlarda inanılmaz indirimler var. İzmir yaşayanlara bu aralar Forum Bornova'ya uğramaları şiddetle tavsiye edilir.



Bu aynayı da İkea'dan 4.5 tlye aldım
yatağımın yanına pek bir yakıştı
doğrusu