26 Ağustos 2013 Pazartesi

Leyleği Havada Gördüm

Beni leylekler mi getirdi bilinmez ama bu aralar leyleği havada gördüğümün garantisini verebilirim. Yaklaşık üç haftadır bu kadar gezmemin başka bir açıklaması olamaz zira. Bayramın ikinci günü Kuşadası'na gittim. Kaç yıldır İzmir'de yaşamama rağmen anca Kuşadası'na gitme şansı bulmuştum. Bayramda gitmemin gafletine de uğradım tabii. Trafik üzerine trafik. Ama tüm bu kalabalığına rağmen güzeldi Kuşadası. Zaten öyle olmasa Türkiye'nin ve dünyanın dört bir tarafından bu kadar çok insan akın etmezdi. Denizi, kumsalı ve de son olarak çarşısını (özellikle de akşamları) oldukça beğendim.

Bayramdan sonra ise bu kez istikametim Altınoluk oldu. Tatilini Marmara bölgesinde geçirenler bilirler. Altınoluk, Akçay ve Küçükkuyu oldukça mütavazi tatil beldeleridir. Hatta memur ve emekli kafası da demek çok yanlış olmaz buralara. Çok fazla, hatta neredeyse hiç gece hayatı yoktur. Buranın insanları genelde üçten sonra ailecek denize giderler. Bu nedenle kumsalda vakit geçirmesi rahattır. Kimse kimseye dönüp bakmaz bile. Geceleri ise tatil sakinleri mendirekte yürür, çay bahçelerinde çay içer, bardakta mısır yer, incik boncuk satılan sergileri gezerler. Tatil dönüşü ise kekik ve Edremit zeytini götürürler sevdiklerine. Neyse lafı fazla uzatmayayım. Dört, beş günümü Altınoluk'taki yazlıkta geçirdim. Yazlık yan komşumuz olan Magazin Forever Emine ise her sene olduğu gibi bu sene de formundaydı. Bütün yaz kim kimle evlenmiş, kimin çocuğu olmuş, kim ölmüş, kim ne almış, kim evini kime kiraya vermiş, kim nereye taşınmış anlattı bir bir. Sadece 4-5 günlüğüne gelsem de tüm site camiasından haberim olmuştu sayesinde. 

Ardından daha önceki yazımda bahsettiğim gibi mülakat için bu kez annemle Ankara yollarına döküldük. Tabii bilmediğimiz yer olunca, ben de evhamlı bir tip olunca mülakattan bir gün önce gitmeye karar verdik. Mülakatım iyi düzeyde geçerken, (bana göre) hayatımda ilk defa yedi kişiden oluşan kalabalık bir jürinin karşısına çıktım. Başta sıra beklemenin stresi (onuncu kişiydim) ve kalabalık karşısında kendimi bulmanın heyecanıyla azıcık teklesem de sonradan açıldım. Sonuçlar ne zaman açıklanır bilinmez ama Ankara'yı görme açısından güzel bir deneyim oldu benim için. Denizsiz olan şehirlere önyargılı olsam da buraya acayip kanım ısındı. Ayrıca insanları da çok sıcak kanlı ve mütevaziydi. Her yerini görme şansım olmasa da Çankaya semtini epey beğendim. Özellikle de Kuğulu Park ve Gençlik Parkı'nı.  

Özetle uzun zamandır gezemememin acısını son bir ayda çıkardım. İleriki günlerde ise İstanbul'a gitme gibi bir planım var. Üç büyük il demişken, İstanbul'u unutmak olmazdı tabii. 

Havadaki leyleği rahat bırakmaya niyetim yok. :)




7 Ağustos 2013 Çarşamba

Şepşeker Bayramlara


Her ne kadar son aylarda pek şeker gibi günler geçirmesek de
Önümüzdeki ramazan bayramı şeker, bal olsun tüm herkese.
Tatlı yemek dilleri de tatlandırsın,
Yenen baklavalar az kilo yapsın dileklerimle...
Herkese mutlu kutlu bayramlar.


4 Ağustos 2013 Pazar

Üç Büyük Şehir


Bu aralar üç büyük şehir arasında takılıp kaldım. İzmir'de oturuyorum. Erkek arkadaşım ise iş dolayısıyla İstanbul'a gitti. Askerden sonra bu kez iş mevzusu mesafeler ördü aramızda. Benim ise Ankara'da işe girme ihtimalim var. Ayın sonunda gireceğim mülakata bağlı. Türkiye'den İletişim Fakültesi mezunlarından başvuran 10 kişi çağrılırken ben de bu listeye girmeyi başarmışım. Ama gerisi ne olur şu an için muamma. Belki de ilerisi için Ankara yolları görünecek, şuan için bilmiyorum. Ankara'ya çok küçükken bir kere gitmiştim. Gitmedim bile desem yeri hatta. Hafızamda hayal meyal. Şu an bana yabancı bir şehir, apayrı bir yer. Hoş İzmir'e ilk geldiğimde de hissettiklerim aynıydı. İnsanoğlu her koşul ve her yere alışıyor. Bekleyip görmekte yarar var. 



30 Temmuz 2013 Salı

Yaza Çerezlik Filmler

Yazın kitap okumaktan sonra yapılabilecek en güzel etkinlik film izlemektir. Favori yerli diziler sezon finaline girer. Televizyonda da izlemeye değer hiç bir şey kalmaz.

Ben de şu aralar boş zamanlarımı film izleyerek değerlendirenlerdenim. Bu yazıda sizlere tam yaz dönemine yakışır, çerezlik filmler tavsiye edeceğim. Çerezlik diyorum çünkü izlerken zamanın nasıl geçtiğini anlamayacak ve film sürerken kaç dakika kalmış diye bakmaya fırsatınız bile olmayacak. Aslında etkilendiğim ve bahsetmek istediğim öyle çok film var ki. Muhtemelen bu yazının devamı da gelecek...

The Holiday (Tatil) geçenlerde izlediğim ve oldukça beğendiğim filmler arasında. İki birbirinden farklı kadının hayatlarını, ev değişimi konusunda uzmanlaşmış bir web sitesi sayesinde (ülke, ev ve eşyalar) geçici olarak değiş tokuş etmesini konu alan filmin konusu bir hayli ilginç. Bir yandan dünyaca ünlü filmlere fragman hazırlayan şirketin sahibi olan, kıyafet gibi sevgili değiştiren, şımarık bir hayata sahip Amanda (Cameron Diaz), diğer yanda İngiltere'de mütavazi bir hayat süren, hayatının büyük bir kısmını eski sevgilisini platonik olarak sevmeye adamış Iris (Kate Winslet). Filmin sürpriz yakışıklısı ise Jude Law.

Big Fish ise fantastik konusuyla ilgimi çeken diğer bir film. Film ana karakteri Williams ve babası arasındaki ilişkiyi konu alıyor. Babasının başından geçenler, Williams'ın hayal dünyası ile hayat buluyor kısaca. Filmde en çok etkilendiğim sahnelerden biri sirk sahnesiydi. Sirkte gösteride gördüğü bir kıza aşık olan Williams kızın izini kalabalıkta kaybediyor. Sirkin sahibi ise kızı tanıdığını söylüyor ve kıza dair vereceği her bilgi için Williams'ın sirkte ona hizmet etmesini istiyor. Williams'ın kızın adını öğrenmesi toplamda 9 yılını alıyor ama o zamana kadar da hiç geri adım atmıyor. Parçalanmak pahasına hayvaları doyuruyor, dışkılarını temizliyor. Özetle gerçekte böyle bir aşık var mı dedirtiyor. Filmden diğer ilginç bir kare ise Williams'ın ormanda gezerken küçük bir kasabaya denk gelmesi. Kasabada herkes çıplak ayakla geziyor. Çünkü kasabada tüm ayakkabıları alıkoyan ufak bir kız var. Neyse daha fazla tüyo vermeyeyim, mutlaka izleyin derim.

Coco Before Chanel'ın da moda meraklılarının hoşuna gidecek bir film olduğunu düşünüyorum. Film adından da anlaşılacağı gibi Chanel markasının yaratıcısı Coco Chanel'ın hayatını konu alıyor. Yetiştirme yurdu ve terzilikten (ve bazende kabarede ikinci iş olarak şarkıcılık) moda ikonu olmaya giden yolculuğu konu alıyor. Benim gibi sade ve feminen giyim tarzını hoş bulanlar için film tam bir moda şöleni.

Son olarak My Name is Khan. Hint filmi denince akla filmin yarısını kaplayan Hint dansları gelse de bu film diğerlerinden oldukça farklı. Rızvan adını taşıyan ve Müslüman inanışa sahip bir gencin hayatını konu alıyor. Rızvan Asperger (otizm benzeri) adı verilen bir rahatsızlığa sahip. Annesini kaybettikten sonra Amerika'ya abisinin yanına hayatını kazanmak için gidiyor. Orada ise bir oğlu olan ve Hindu bir kuaför kadına aşık oluyor ve evleniyor. Evliliklerinde din ve inanç farklılıkları hiç problem teşkil etmezken, 11 Eylül saldırısı hayatları tamamen değiştiriyor. Evlendikten sonra soyadı Khan olarak değişen üvey oğlu, müslüman olduğu için terörist olarak suçlanarak, öldürülüyor. Ve asıl can alıcı olaylar da bundan sonra başlıyor. İzledikten sonra uzun süre etkisinden çıkamadığım bir filmdi. Bir baş yapıt diyebilirim.

Özetle, tavsiye ettiğim filmler şimdilik bunlar. Aralarında izlemediğiniz varsa mutlaka izleyin derim. Eminim bugüne kadar neden izlemedim diye hayıflanacaksınız. Bir sonraki yazıda görüşmek üzere.