ödül töreni etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ödül töreni etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

16 Temmuz 2012 Pazartesi

Hepimiz Birer Audrey, Marilyn'dik O Akşam / Ödül Macerası Part 3


Varacağımız otelin önüne geldiğimizde taksiden indik. Otel beş yıldızlı olunca taksi kapımız bile otel çalışanları tarafından açıldı ve pek bir havalı karşılandık. Hotelin lobisine geçtiğimizde biz hariç etrafımızdaki herkes yabancıydı. Çoğunlukla da araptı.Yaklaşım 15-20 dakika sonra hocalarımız lobiye geldi ve onlarla buluştuk. Geriye otelin bir sokak aşağısında bulunan ve ödül törenin gerçekleştiği Harbiye Açık Hava Müzesi'ne gitmek kalmıştı. Mesafe yakın olduğundan ve müzenin yönü arabayla ters kaldığından tabanlara kuvvet yürüyerek gidecektik. Geriye atlanması gereken en önemli iki level kalmıştı. Dik uzun bir yokuş ve arnavut kaldırımları. Bitmek bilmeyen arnavut kaldırımları biz Harbiye Askeri Müzesi'ne girince dek devam etti. Ne bizim arnavut kaldırımları aralarına giren ince topuklarımız bugüne kadar bu kadar meşakkatli yol katetmişti, ne de müze bahçesinde yer alan arnavut kaldırımları bugüne kadar asker postalları dışında bu kadar çok topuklu ayakkabıyı bir arada görmüştü.

Salona vardığımızda ise hemen adlarımızı yazdırarak yerlerimize oturduk. Salonda sayılı sayıda bulunan kız öğrencilerden olarak hepimiz birer Audrey Hepburn, Marilyn Monroe havasındaydık o akşam.

Başlangıç olarak mehter takımının yaptığı gösteriyle başladı. Biz ise gösteri yerine dikkatimizi sahnede yer alan masanın üzerindeki ödüllere vermiştik. Bir kısmı büyük bir kısmı da küçük olan ödüllerin hangilerinin bizim olabileceği üzerine olasılıklar kuruyorduk.

İlk olarak 'Genç İletişimciler' kategorisi açıklanmaya başlandı. İlk kazanan üniversite açıklandıktan sonra bizde heyecan daha da tavan yapmıştı. Üçüncü olarak bizim projemizin adı açıklanınca uçarcasına kendimizi sahneye attık. Bizim ardımızdan profosyonel ajans ve şirketlerin aldığı ödüller açıklandı. Aralarında Nestle, Coco-Cola, Turkcell, Koç Holding gibi büyük şirketlerin bulunduğu katılımcılar ödüllerini aldılar. Ödül töreninin ardından herkes ödülleriyle fotoğraf çektirmek için sahnede yerini alındı. Genç İletişimciler kategorisinde her gruba tek bir ödül verildiği için ve de ödüller okula kalacağından dolayı ödülle hepimiz  cılkını çıkarırcasına yegane ödülümüzde teker teker fotoğraf çektirdik. Ardından hangi kanaldan olduğunu bilmediğimiz ve de sormayı akıl etmediğimiz bir kameraya röportaj verdik. Yarışmanın verdiği heyecanla saçmala dozajımız arttı röportaj verirken.

Ödül töreninin ardından Askeri Müze'nin arkasında yer alan kokteyl alanına giderek vakit geçirdik. Kokteyl alanı o kadar loştu ki, göz gözü görmüyordu. Hani biriyle gideyim tanışayım falan desen mümkünatı yok. Karanlıkta yüzleri seçebilmen mümkün değil. Rastgele oturduğumuz bahçedeki banklarda daha sonra gazeteci (internet gazetesi) olduğumuz kişi tarafından esir alındık. Gazeteci bey bize okuldan sonra planımızın ne olduğunu sorarken, bize onlarca da tüyo verdi. İlerleyen saatlerde ise bir şeyler içtik ve geceyi tamamladık.

3 partın özeti:

Hayatımda ilk kez ödül alan bir gruba dahil olarak büyük bir mutluluk yaşadım. Hele de konusu İstanbul olan bir yarışmada İstanbul'da olan üniversitelerden bir adım geriden başlayarak İzmir'de kendi imkanlarımız doğrultusunda hazırlandığımız bir yarışma da başarı elde etmek hem bizi hem de hocalarımızı gururlandırdı. Posta Ege, Milliyet Ege gibi bölgesel yayınların yanında Posta Ana gazete gibi ulusal yayınlarda da yer alarak daha bir mutlu mesut olduk.

Ödül alma maceramız meşşaketli ama bir o kadar da eğlenceli geçti. En önemlisi de çektiğimiz çileye değdi. Ödül ödülün mayasıdır (uyku değil miydi o) diyerek, ödülün arkasının gelmesini umuyorum.

Hikayenin önceki bölümleri:

Köyden İndik Şehre  / Ödül Macerası Part 2

Yola Çıkış / Ödül Macerası Part 1







5 Temmuz 2012 Perşembe

Köyden İndik Şehre / Ödül Macerası Part 2


Meşakkatli yolculuğumuzun ardından nihayet İstanbul'a varmıştık. Vapurun sallantılarının etkisinden olacak, bedenimiz iskeleye varmış olsa da beynimiz hala vapurdaydı ve hala sallanıyordu. İlk istikametimiz  metroyla Taksim'e gitmek oldu. Metroya bindiğimiz andan itibaren ise birçok kişinin bakışlarını üzerimizde hissetmeye başladık. Ne yazık ki İstanbul'da böyle bir durum var. İnsanların (özellikle de erkeklerin demeye bilmem gerek var mı) tuhaf bakışlarıyla karşılaşabiliyorsun. İçten içe ayar olup ters ters baksan da daha fazla elden bir şey gelmiyor tabi. Gurbet eldesin, susuyorsun ve oturuyorsun.

Metroyla yolculuğumuzun ardından Taksim'e vardık. Tabii bir yere oturmadan önce İstiklal Caddesi'nin başında durarak gelip geçen birbirinden enteresan tipleri tahlil etmeden duramadık. Baktık ki artık yorgunluktan ve açlıktan tansiyonumuz düşmeye başladı, hemen kendimizi restaurantlardan birine attık. Aç karnımız doyurduktan (ki öğrencilikten yeni çıkmayız, gün içerisinde tok olarak gezme süremiz oldukça az) sonra arkasından türk kahvelerimizi yuvarladık. Tokluğun verdiği rehavetle bu kez uykumuz geldi. Gene kısa bir metro yolculuğunun ardından kendimizi öğrenci evine zor attık.

O akşam bütün gece henüz almadığımız ödülün geyiklerini çevirdik durduk. Kesin ödül alacak mıydık, sahnede nerede duracaktık, ödül aldığımızı öğrendiğimizde nasıl şaşırma yüz ifadesi yapacaktık ve de en önemlisi sahnede yüksek topuklu ayakkabılarımızın üzerinde saatlerce nasıl duracaktık! Ertesi gün ise paniğimiz artarak devam etti. Önce makyaj için ayna sırası (tek bir aynaya 4 hatunuz kolay değil), ardından oje sürme merasimi, saç maşası ve düzleştiricisiyle yaz sıcağında saç yapma telaşesi ve son olarak ayakkabı üzerinde durma denemeleri. Her gün bir kokteyl, bir kutlamaya giden kadınlara daha bir hayran oldum o gün, her gün bu kadar telaşeye nasıl ayak uydurur ki insan.

Hazırlıklarımızı tamamladıktan sonra ise hocalarla buluşmak için hocaların kaldığı otele gitmemize gelmişti sıra. Gidebileceğimiz yere en yakın taşıma aracı taksi olduğundan tercihimizi taksiden yana kullandık. Taksici de bizim kına gecesi sonrası düğün öncesi hallerimizi görünce nikaha falan gittiğimizi düşündü yazık. Ardından otele gitmek istediğimizi söyleyince bu kez bize yadırgar gibi baktı. (Bizi ne sandı ve kafasında ne senaryolar yazdı düşünmek bile istemiyorum) Bizde mecburen açıklamak zorunda kaldık. Ama asıl muhabbet yarışma ödül törenimize gittiğimizi ve İzmir'den gelen öğrenciler olduğumuzu söylememizle başladı. Bizim çakal taksici köyden şehre inen minik cıbbırlara yani bize küçük çaplı İstanbul turunu yaptırmaya kafasına koymuştu artık. İstanbul'da daha önce staj yapanlarımız İstanbul'u biliyormuş ayağına yatsa da gene yolumuz uzadı.O esnada ben ise şoför yanına oturma durumunda kalmış bir kurban olarak, yol boyunca taksi şoförünün çok acıklı hayat hikayesini dinlemek mecburiyetinde kaldım.

Ardından neler mi oldu devamı diğer yazı da. (Arkası yarın trt radyo programları gibi oldu ama finale az kaldı, bekleyin!)

Hikayenin önceki bölümleri: 

Yola Çıkış / Ödül Macerası Part 1