4 Aralık 2011 Pazar

İlk Anketim Sonuçlandı

Blogumda yer alan anket nihayet dün son buldu. Sayfama neden giriyorsun, sayfamı nasıl buluyorsun (ehe ehe google'dan deme sakın) cevabını aramıştım.


Toplamda 33 kişi oy kullanmış blogumda. Toplam 17 oy blogumun eğlenceli bulunduğunu söylemiş ve en çok oyu da bu seçenek almış. Diğer bir seçenekler olan uğranılası blog seçeneği ise 12 oyla blogumda ikinci en çok oyu alan seçenek olmuş. Son olarak ise 4 kişi blogumun sıkıcı olduğuna dair oy vermiş. Sıkıcı buluyorsun da hala blogumda niye vakit kaybediyorsundan ziyade başka bir sorum olacak onlara. Onlardan ricam blogumda ne olsa sıkılmazsınız cevabı. Video koy, ne giydim, ne sürdüm köşesi yap, şiir ve makalelere yer ver tavsiyeleri tamamen konseptim dışıdır. İlla sıkıcı bulanlara da sormuyor tabi ki. Diğer kişilerinde tavsiyelerini ciddiye alıcam. Bu arada anket olayını da bayağı sevdim, arada yapmakta yarar var. Yeniliklerimi bekleyin.. :)


28 Kasım 2011 Pazartesi

Reklamcılık Okumak İsteyenlere Öneriler Part 1


Bu yazımda reklamcı olmaya özenen ya da reklamcılık bölümü çekici gelip de acaba tercih etsem de fikirleriyle dolup taşan blogger arkadaşlara tavsiyelerim olacak. Ne demişler, dost acı söyler.

Acısıyla tatlısıyla...

İletişim fakültesinde reklam gibi ortada kalan bir bölümde okumak ayrı bir tantana en çokta projeler. Ama ortaya bir çalışma çıkarmaktan çok grup içinde uzlaşmayı sağlamak daha zor. İşin içine not, tüm hocaların değerlendirmesi hele de gerçek hayattan müşteriler de girince daha bir zorlaşıyor her şey. Ak koyun, kara koyun çıkıyor ortaya. Her halde bir insanı bir evlilikte (yani aynı evin içinde) bir de projede aynı grupta yer alırken tanıyabiliyorsun. Sorumluluk sahibi mi, dürüst mü ve birçok huyu çıkıyor ortaya. Sinir hastası olmadan o grup çalışmasını sona erdirebiliyorsan ne mutlu sana. Aksi halde katil olmaman ya da delirmemen an meselesi.

Aynı zamanda bir değil birçok şeyi de bilmek zorundasın. Ben anlamam ya da ilgi alanım değil gibi bir lüksün olamaz. Tasarımcı değilsindir, basın ilanı başta olmak üzere bir sürü görsel isterler. Sinema televizyoncu değilsindir ama senden reklam filmi isterler. Kamera kullanmayı bilmek zorundasındır, senaryo yazmak ve de yönetmek. Kurgusunu bile sen yaparsın şayet nazının geçtiği anlayan birileri yoksa. Hadi reklam filmi çekmedin diyelim, storyboard çizmeni isterler bu kez. Benim gibi cetvelle bile düz çizgiyi zor çizen bir insan için tam bir işkencedir storyboard çizmek. İki saat uğraşır eciş bücüş bir şeyler karalarsın. Sonuç olarak çizdiklerinden de hiç kimse hiçbir şey anlamaz.

Reklamcılık bölümünün sadece olumsuz yönleri yok elbette. Projeler sayesinde her konu hakkında bilgi sahibi olursun. Gerçek hayatta bu bilgiler ne kadar işine yarar tartışılır tabi. Spor ayakkabılarının tabanındaki elastik tabanı, mısır gevreğindeki kalori miktarını, A4 kağıdının ebatını çoğu kişi bilmezken sen bilirsin. Kısacası kısa zamanda çok iş yapacak kadar kabiliyetli, her insanı olduğu gibi kabullenecek derecede çelikten bir sinire sahip olman gerekir. Daha neler mi gerekir? O da bir sonraki yazımda ;)




26 Kasım 2011 Cumartesi

ALES Gelir Hoş Gelir



Muzdarip olanlar bilirler. Yarın sabahın tatlı köründe ALES sınavı var. Benimde çoğu kişi gibi bir yanım, hayatının sınavı değil ya nolacak. Hiç yapamazsam Mayısta olana tekrar girerim, ölüm yok ya ucunda diye sıradan ifadelerle avutuyor. Diğer yanım ise fazla olmasa da gene çalıştın sayılır bu sınava. O yüzden ilk girişinde hallet de kurtul bu stresten diyor. Öyle karışık ruh hallerindeyim yani.




Şimdiye kadar bu kadar temkinli hiç bir sınava girmemiştim. Maşallah her şey yasak. Çanta yok, kalem yok, silgi yok, saat yok, cep telefonu zaten hiç yok. Açıköğretime sınavına bile elimi kolumu sallaya sallaya giren ben alışkın değilim böyle durumlara. Üstüne üstlük sınav yerini de evime en uzak mesafeye vermişler sağolsunlar.

Şuan tek isteğim şu sınava bir an önce girip kurtulmak. Benim gibi sınava giren tüm arkadaşlara başarılar dilerim. Zihin açıklığı versin Allah herkesciklere. :)


22 Kasım 2011 Salı

333 De ve Gülümse

An itibariyle 333. izleyicim oldu. Her ne kadar bumerang yarışmasında biraz da olsa heveslenip finalist olarak seçilemesem de... Halbuki reklamcıinsankisisiyle ne hayallerimiz vardı. Oscar ödülüne katılmış hatun edasıyla Hiltonda salınarak sahnede finalist olmanın büyük gururunda bahsedecektik, kısmet değilmiş demek ki napalım..

Ama bu yarışma sonucu elbetteki beni yazmaktan alıkoyamaz. Hele ki yazılarımı severek okuduklarını dile getiren dostlarım, onun yanında 333. tane takipçim de varken. Yarın iki tane vizem var sözde ama ben bu yazıyı yazıyorum. Çünkü tutamadım kendimi. Polyanna havasındayım, az şey mi 333. tane izleyicim var. Durmak yok, yola devam :)