22 Temmuz 2014 Salı

Nişana Geri Sayım

Daha önceki yazımda hayatımda olumsuzlukların yanında güzel havadisler de olduğunu dile getirmiştim.  Malumunuz yılbaşına sürpriz bir başlangıç yapmış, evlenme teklifi almıştım. Şimdi ise sıra bu havadisin devamını açıklamaya geldi.

Akabinde asıl zor level olan baba ile erkek arkadaşın kaynaştırılması kısmını güzel bir şekilde atlatarak ise büyük bir oh çektim. Ardından ise nişan tarihi belirlendi ve hazırlıklar başladı. Nişanı ev içerisinde (anneanne evi) mütavazi bir törende gerçekleştirmeye karar kıldık. Salon tutmak, abartılı salon kıyafetleri giymek gözümüze gereksiz gibi göründü. Gönüller bir olduktan sonra.

Ardından alışverişler başladı. Öncelikli olarak gecenin yıldızı ve ömür boyu bizim parçamız haline geleceğini tüm kalbimle dilediğim alyanslarımızı seçtik. Ve alyanslarımızı Osmanlı'dan bugüne birçok çifttin hayatını birleştirme kararlarında onların en büyük yardımcısı olan Tarihi Kapalıçarşı kuyumcularından almakta karar kıldık. Nişan alışverişi aslında beklediğimden de kolay oldu. Çünkü erkek arkadaşımla zevklerimiz birbirine çok yakın. Bu da karar sürecimizi epey bir kısalttı. Önceden de kafamızda birçok şey belirli olduğu için sancısız bir şekilde bu kısmı atlattık. Ardından alyansın yareni olacak olan nişan tepsisi ve makasını İzmir Kemeraltı'ndan aldım. (Dip not: Kapalıçarşı'da tepsi fiyatları epey uçuk, o nedenle hem zevkime hem de bütçeme göre tepsiyi gene kürkçü dükkanım olan İzmir'de buldum.)

Gecenin diğer teferruatları olan o gece giyilecek kıyafetler ve diğer tüm ayrıntılar ise geçtiğimiz günlerde alındı ve bir kenara kondu. Hazırlıklar neredeyse tas tamam. Nişan ise bayramdan sonra gerçekleşecek. Şimdi ise geri sayım yapıyoruz. Nişandan sonra havadisleri ise buradan bildireceğim. Tüm sevenler tez zamanda kavuşsun diliyorum. Bizim içinse hakkımızda hayırlısı.



19 Temmuz 2014 Cumartesi

İftar Yoğurtsuz Olmaz!


Benim gibi yirmili yaşların ortasında gelmişseniz ve annelik kavramı maximum on sene uzağınızdaysa türk icadı yoğurtun tüketimine daha fazla önem vermek gerekiyor. Çok ileride yaşlanınca ise kemik erimesi gibi kadınlarda en çok rastlanan sağlık problemiyle karşılaşmak istemiyorsanız, süt, peynir ve yoğurdun tüketimi şart! Benim gibi sütle aranız çok da iyi değilse ve sütü sadece nescafe, nesquik, sahlep gibi türevleriyle tüketebiliyorsanız. Peynirle de kahvaltı dışında pek de alakanız yoksa geriye bir tek sık tüketebilecek yoğurt kalıyor.

Geçtiğimiz süre zarfında Tavsiye Kanalı bana soyadımdan çokça aşina olduğum lakin, markanın veliahtı olacak kadar şanslı olmadığım Eker markasına ait yoğurtlardan tadına bakmam için yollamış. Daha önce Eker yoğurt yemişliğim vardı. Özellikle de 250 gramdan şeklinde dört parçaya bölünmüş paketleri oldukça pratik. Al çantana her yere taşı, tükettiğin kadarını aç vs vs. Hele de iki kişilik aileler için pek bir ideal. İhtiyacın kadarını kullandığından diğer paketler taptaze bozulmadan dolapta duruyor.

Özetle yoğurt yemenin gerekliliğini bir kez daha hatırlamış oldum Eker yoğurt sayesinde. Bir de annenin ev yapımı reçeliyle karıştırılıp yenildiğinde, lezzeti ben en iyisiyim diyen meyveli yoğurt markasına yarışacak düzeyde.

Şayet siz Eker markasının yoğurtlarının tadına bakmadıysanız kampanya halen devam etmekte. Başvurunuzu Tavsiye Kanalı'na yaparak siz de iftarlarınıza ayrı bir tat katacak Eker yoğurdu sofranıza buyur edebilirsiniz.

Dip not: Bu arada ürünlerin yanında bir de çiçek tohum kartı yollamışlar. Henüz ekmedim ancak yakın zamanda ekeceğim. Bakalım ortaya nasıl bir çiçek çıkacak.


8 Temmuz 2014 Salı

Sınavın Ardından


Daha önceki yazılarımda KPSS hazırlanmakta olduğumu belirtmiştim. Bir seneye yakın bir süreyi bu sınava harcadıktan sonra tüm çalışmalarım sınava giren birçok arkadaşım gibi benim de bir işime yaramadı. Puanım kaç gelir bilinmez ama kendimi de içine dahil olarak binlerce kişinin emeğini kağıt gibi buruşturup bir güzel çöpe attılar.  Ola ki atanırsam, mucize olur.

Son bir senede bir yerlere gelir miydim bilinmez ama mesleğimde ilerlemek adına bir şeyler yapabilirdim oysa ki. Ama gelin görün ki aile baskısı, özel sektör uzunca süreler iş bulamama KPSS'yi bir son çare gibi sundu önüme. Ben de madem hayat tecrübesi olan insanlar bu kadar ısrarcı belki de denemeliyim dedim. Hep burnumun dikine gidiyorken, bu kez etrafımdakilere kulak vermekte yarar buldum. En önemlisi de idealimdeki işten çoktan geçmiş, uzun süre işsizlikte sınandıktan sonra ne iş olsa yaparım abi kafasına ermiştim.

Bu zaman zarfında da blogumu epey bir ihmal ettim farkındayım. Diğer yandan da bir o kadar mahcubum. Telafi için döndüm aslında. Sadece blogun değil, birçok şeyin telafisi. Belki de geçen bir koca bir yılın... Bundan sonra önümde yeni, muhtemelen de bolca kavisli bir yol(lar) var. Bir yol ayrımını ise gerimde bıraktım. Artık güzel şeyler olsun, son iki yılda aşırı dozda hayal kırıklığı yaşamışken artık benim de yüzüm gülsün istiyorum. Hepsi bu!

Bu arada hayatımda sevindirici şeyler de olmadı değil tabii. Ama bunu diğer yazımda ayrıntılı bir şekilde yazacağım. Hoşçakalınız.

Dip not: Bu süre zarfında hayal kurmamayı öğrendim. Çünkü ne kadar fazla hayal kurarsan, bir o kadar hayal kırıklığı yaşıyorsun. Yılgınlıklarla doluyor bünyen. Sanırım akışına bırakmak en iyisi.


6 Haziran 2014 Cuma

Biraz Bulaşık Alır Mısınız?


Uzun zamandır beri KPSS muhalefetiyle kendimi test kitaplarına kapatmışken bugünlerime moral olacak bir haber aldım geçtiğimiz günlerde. Pril markasının PR ajansından İzmir'de gerçekleştirecekleri etkinlik için biz İzmir'den (İzmirli olmadığımdan İzmirli demek İzmirlilere haksızlık gibi geliyor) bloggerlarla bir etkinlik gerçekleştirmek ve bu etkinliğe beni de dahil etmek istediklerine dair maillerini aldım. Bumerang etkinliğinden beri epeydir etkinliğe katılmamıştım. Ev-dersane arasında mekik dokuduğum bu günlerde bu etkinliğin benim için değişiklik olacağını düşündüm.

Etkinlik Midpoint'te gerçekleşecekti. Midpoint'in lezzetlerine aşina olduğumdan leziz bir öğle yemeğinin olacağından hiç şüphem yoktu.

Etkinlik günü geldiğinde söylenen saatte Midpoint'teydim. Etkinlik haftaiçi olmasına rağmen katılım oldukça yüksekti. Yemek blog yazarları ağırlıklı olmak üzere benim gibi bloguna her şeyi dahil eden kişisel blog yazarları ve makyaj blog yazarları da etkinlikte yerini almıştı. Etkinliğin ev sahibesi Pril markasının PR ajansı olan Med Partners Reklamcılık ve Halkla İlişkiler Ajansı idi. Ajanstan Müşteri İlişkileri Temsilcisi Ünzile Hanım beni kapılarda karşıladı. Meslektaş olmanın da verdiği rahatlıkla kaynaşmamız da çok geç olmadı. İçeri girip diğer blog yazarları ile merhabalaştıktan sonra fotoğraf çekimleri başladı bile. O güne özel minyatür bir fotoğraf stüdyoyu hazırlamışlardı. Elimde Pril tacı yüzümde şapşal gülümsememle hemen objektiflere ilk pozumu verdim. Diğer fotoğrafımda ise 'En Hamarat Benim' sloganıyla herkese meydan okudum. (duy da inanma!) (Fotoğrafları görmek için buraya alayım seni)

Med Partners çalışanları ile ufak bir sohbetin ardından, Midpoint'in servisleri başladı. Bir süre sonra ise Açelya Akkoyun ve Pril markasının sahibi Henkel firmasının idare kadrosundan çalışanlar geldiler. Akabinde herkesin söz aldığı sohbet de başlamış oldu. Sohbet başlar başlamaz ise klasik fısıldaşmalar başlamıştı. Açelya Akkoyun'un ekrandakindaki görüntüsü ile kıyası... Meşhur derin gamzeleri ile beynimize kazınan Açelya Hanım, ekranda görünenden fazlası vardı eksisi ise yoktu. Aynı samimiyet, aynı doğallık, tek farkı ekranda görünenden çok daha uzun boylu ve atletik yapılı olmasıydı. Sonradan öğrendik ki uzun seneler voleybolcu olarak okul takımlarında yer almış. Bir gününün nasıl geçtiğinden, yardımcısı olsa dahi mutfağa girmekten büyük haz duyduğundan, bu hazzın ise özellikle sevdiklerine kendi elleriyle bir şeyler sunabilmek olduğundan bahsetti. Küçük kızını da anmadan duramadı. O da her anne gibi iki lafından biri kızı Alya idi.

Daha sonra ise geldik asıl konuya. Pril'in içeriğine. Pril kendimi bildim bileli bulaşık markası denilince aklıma gelen ilk markadan biri.  Zaten Türkiye'nin ilk bulaşık markası daha ötesi var mı? Tam 35 yıllık bir geçmişe sahip. İlk çıktığı günden beri markanın istikrarını sürdürmesi ve 35 yıldır marka lideri olması da zaten markanın hem içerik hem de pazarlama yönünden ne kadar başarılı olduğunun göstergesi. Hepsinden önce o vardı derler ya, işte aynen öyle. Anneannemin, teyzemin, annemin, halamın hepsinin evinde çokça görmüşlüğüm var Pril'i. Mutfak lavabosunun ayrılmaz yoldaşı desek yanlış olmaz. Hatta pikniklerde sabun bulamadığımız zamanlarda az mı elimizi Pril ile yıkadık. Kokusu konusunda da bulaşıktaki kötü kokuları bastırma da bire bir. Bilhassa meyve kokularına hayran biri olarak limonlu, nar ve yeşil elmalı olanlara daha bir hayranım. Bulaşıkları çıkarma gücünden bahsetmeme gerek yok zira birçoğumuz zaten buna yakından tanığız.

Etkinliğin sonuna doğru bu kez Açelya Hanım ile fotoğraf çektirdik. Son olaraksa toplu olarak gülümsedik objektife muzipçe. Henkel günün küçük bir hatırası olarak ise bize Pril'in basın kitini ve hediyelerini sundu. Pakette Pril limonlu bulaşık deterjanı başta olmak üzere bir de beyaz şirin bir fırın tepsisi vardı. Kullanmaya kıyamayacağımı bildiğimden onu ilerde kullanılmak üzere diğerlerinin yanına ayırdım.

Özetle Pril markası ile gün benim için oldukça eğlenceli geçti diyebilirim. Henkel'in Satış ve Pazarlama ekibinin dinamik kadrosu, Açelya Akkoyun'un meşhur gamzeleri ve doğallığı ile Meds Partners Reklamcılık ve Halkla İlişkiler'in çalışanlarının misafirperverliği ile unutulmaz bir gün yaşadım. Umarım tekrardan bir araya gelme şansını yakalarız.

 (Fotoğrafları görmek için buraya alayım seni)