30 Temmuz 2013 Salı

Yaza Çerezlik Filmler

Yazın kitap okumaktan sonra yapılabilecek en güzel etkinlik film izlemektir. Favori yerli diziler sezon finaline girer. Televizyonda da izlemeye değer hiç bir şey kalmaz.

Ben de şu aralar boş zamanlarımı film izleyerek değerlendirenlerdenim. Bu yazıda sizlere tam yaz dönemine yakışır, çerezlik filmler tavsiye edeceğim. Çerezlik diyorum çünkü izlerken zamanın nasıl geçtiğini anlamayacak ve film sürerken kaç dakika kalmış diye bakmaya fırsatınız bile olmayacak. Aslında etkilendiğim ve bahsetmek istediğim öyle çok film var ki. Muhtemelen bu yazının devamı da gelecek...

The Holiday (Tatil) geçenlerde izlediğim ve oldukça beğendiğim filmler arasında. İki birbirinden farklı kadının hayatlarını, ev değişimi konusunda uzmanlaşmış bir web sitesi sayesinde (ülke, ev ve eşyalar) geçici olarak değiş tokuş etmesini konu alan filmin konusu bir hayli ilginç. Bir yandan dünyaca ünlü filmlere fragman hazırlayan şirketin sahibi olan, kıyafet gibi sevgili değiştiren, şımarık bir hayata sahip Amanda (Cameron Diaz), diğer yanda İngiltere'de mütavazi bir hayat süren, hayatının büyük bir kısmını eski sevgilisini platonik olarak sevmeye adamış Iris (Kate Winslet). Filmin sürpriz yakışıklısı ise Jude Law.

Big Fish ise fantastik konusuyla ilgimi çeken diğer bir film. Film ana karakteri Williams ve babası arasındaki ilişkiyi konu alıyor. Babasının başından geçenler, Williams'ın hayal dünyası ile hayat buluyor kısaca. Filmde en çok etkilendiğim sahnelerden biri sirk sahnesiydi. Sirkte gösteride gördüğü bir kıza aşık olan Williams kızın izini kalabalıkta kaybediyor. Sirkin sahibi ise kızı tanıdığını söylüyor ve kıza dair vereceği her bilgi için Williams'ın sirkte ona hizmet etmesini istiyor. Williams'ın kızın adını öğrenmesi toplamda 9 yılını alıyor ama o zamana kadar da hiç geri adım atmıyor. Parçalanmak pahasına hayvaları doyuruyor, dışkılarını temizliyor. Özetle gerçekte böyle bir aşık var mı dedirtiyor. Filmden diğer ilginç bir kare ise Williams'ın ormanda gezerken küçük bir kasabaya denk gelmesi. Kasabada herkes çıplak ayakla geziyor. Çünkü kasabada tüm ayakkabıları alıkoyan ufak bir kız var. Neyse daha fazla tüyo vermeyeyim, mutlaka izleyin derim.

Coco Before Chanel'ın da moda meraklılarının hoşuna gidecek bir film olduğunu düşünüyorum. Film adından da anlaşılacağı gibi Chanel markasının yaratıcısı Coco Chanel'ın hayatını konu alıyor. Yetiştirme yurdu ve terzilikten (ve bazende kabarede ikinci iş olarak şarkıcılık) moda ikonu olmaya giden yolculuğu konu alıyor. Benim gibi sade ve feminen giyim tarzını hoş bulanlar için film tam bir moda şöleni.

Son olarak My Name is Khan. Hint filmi denince akla filmin yarısını kaplayan Hint dansları gelse de bu film diğerlerinden oldukça farklı. Rızvan adını taşıyan ve Müslüman inanışa sahip bir gencin hayatını konu alıyor. Rızvan Asperger (otizm benzeri) adı verilen bir rahatsızlığa sahip. Annesini kaybettikten sonra Amerika'ya abisinin yanına hayatını kazanmak için gidiyor. Orada ise bir oğlu olan ve Hindu bir kuaför kadına aşık oluyor ve evleniyor. Evliliklerinde din ve inanç farklılıkları hiç problem teşkil etmezken, 11 Eylül saldırısı hayatları tamamen değiştiriyor. Evlendikten sonra soyadı Khan olarak değişen üvey oğlu, müslüman olduğu için terörist olarak suçlanarak, öldürülüyor. Ve asıl can alıcı olaylar da bundan sonra başlıyor. İzledikten sonra uzun süre etkisinden çıkamadığım bir filmdi. Bir baş yapıt diyebilirim.

Özetle, tavsiye ettiğim filmler şimdilik bunlar. Aralarında izlemediğiniz varsa mutlaka izleyin derim. Eminim bugüne kadar neden izlemedim diye hayıflanacaksınız. Bir sonraki yazıda görüşmek üzere.






20 Temmuz 2013 Cumartesi

Kavurucu Yaz Alametleri


Bir kaç haftadır kavurucu sıcaklar kendini göstermeye başladı. Özellikle de Ege ya da Akdeniz bölgesinde yaşıyorsanız sıcaklar daha da yakıcı oluyor. Peki yazın geldiğini nasıl anlarsınız?

Ayak fotoğrafları: Yazın geldiğini artık eskisi gibi denize düşen karpuz kabuğundan değil, Instagram ve Facebook'a düşen plajdaki ayak fotoğraflarından anlıyoruz. Farklı çeşitlendirmeler yapabilmek mümkün. Plajdaki yanlız erkek ayak, plajdaki ojeli bayan ayak, plajdaki romantik bayan ve erkek ayaklar, evin balkonunda ya da terasında çekilmiş plaj ve denizin hasretini çeken ayaklar. Burada unutulmaması gereken, ayaktan ayağa fark var. Taraklısı, taraksızı, pedikürlüsü, pedikürsüzü... Düşünmeden koymamak gerek.  Aksi halde yazdan soğumaya sebebiyet verebilir bu ayak fotoğrafları.

Teyze yelpazesi: 50 yaş üstü teyzeler otobüslerde ellerinde yelpazelerle salınmaya başladılarsa anlayın ki yaz kapıya çoktan dayanmış hatta kapıyı açmış da çoktan içeri girmiş. Aynı teyzeler otobüsün çalışmayan klimasına söylenir, "oğlum/kızım şu camı açıver" diyerek sizi anında havalandırma sorumlusu ilan edebilirler.

Parmak arası terlik: Tipinden hiç beklenmeyecek, godaman tipler bile parmak arası terliklerle etrafta dolanıyorsa yaz gelmiş demektir. Bakalla giderken iyi de, şehrin tam göbeğine hiç yakışmaz bu parmak arası terlikli adamlar.

Sahillerde eş dost bildirimleri: Sabrı en zorlayan alamettir denebilir. Her Pazar günü sen evde pineklerken, herkes sahil sahil (beach) gezer, bir de üzerine Facebook ve Foursquare'de yer bildirimi (Foursquare lugat: check in) yaparlar. Hele bir de Temmuz, Ağustos aylarında bu yer bildirimleri tavan yapar. Sen ayağını suya dahi sokmamışken, arkadaşlarının her hafta farklı plajlarda cirit atması sinir bozucudur. Asabiyet yapar.

Boyun tutulması: Etrafınızda boyun ve sırt ağrılarından şikayet eden insan sayısı arttıysa tek sorumlusu sıcaklara karşı ayakta durmayı sağlayan klima ve vantilatörlerdir. Kavurucu sıcaklara devalardır ancak insanın anatomisinin canını okurlar.

Aklıma ilk gelen yaz alametleri bunlar. Tüm bunları dört bir yanda yaşanırken, ben halen ayağımı denize sokabilmiş değilim. Dert sahibi oldum o nedenle. Benim yaz planlarım bayramdan sonraya kaldı. Eee ne demişler sabreden derviş, sıcaktan erimiş.



30 Haziran 2013 Pazar

Açık Öğretim Muhabbetleri


Bugüne kadar etrafınızda mutlaka Açık Öğretim Fakültesi'nde okuyan olmuştur. Ya arkadaşınız, ya akrabanız, ya da uzaktan bir tanıdık. Bu yazımda Açık Öğretim'in ne denli gerekli olduğuna ve okusam mı diye kara kara düşünenlere ışık tutmak istedim. Çünkü Facebook'tan konuyla alakalı oldukça fazla mesaj geliyordu.

Açık Öğretim çeşitli nedenlerden dolayı okunuyor. Kimi ekonomik durumu örgün öğretime el vermediği için, kimi puanı örgün öğretime yetmediği için, kimi de ikinci bir üniversite olarak teorik bilgisini arttırmak ve cv'sine güç katmak için, memur olanlarda kıdemini dolaylı olarak maaşını arttırmak için, kimi askerlikten biraz daha uzaklaşmak için, kimi KPSS için...

Türkiye'de bu yolla okuyan epey de insan var. Bana göre en sağlıklısı şayet şartlar el veriyorsa örgün öğretimin yanında okumak. Bir de yata yata geçme ön yargısı var ki ne yazık ki öyle bir şey yok. Çünkü açıktan da olsa kimse kimseye bedavadan diploma vermiyor. Belki örgün öğretim kadar çaba gerektirmiyor ama sınavdan önce eğer o derse bakılmazsa sıkıntı yaşamak muhtemel. Karambole bir iki ders belki geçilebilir ama bir dönemde altı ders olduğunu varsayarsak ki bu da senede on iki ders yapar, hiç çalışmadan ne denli tüm bu derslerden geçilebilir, tartışılır. 

İş konusuna gelirsek garanti demek aptalca olur. Zira bugün örgün öğretimde uzun uğraşlar vererek okuyanlar bile aylarca hatta senelerce işsizlikle sınanıyor. Bulundukları sektörde tutunmak için uzun müddet çaba sarfediyor. O nedenle sadece KPSS açısından sınırlı bir garantisi var. Diplomayla sınava başvurma ve diğer tüm dört yıllıklarla eşit şartlarda tercih yapabilme hakkına sahip olunuyor. Zaten mülakatlarda akla kara birbirinden ayrılıyor. Asıl hüner orada başlıyor.

Yüksek lisansta gene aynı durum söz konusu. Sınava başvurma hakkın tüm dört yıllık üniversitelerde olduğu gibi var. Önemli olan mülakatlarda fark yaratabilmek.

Diğer merak edilen ise İşletme Fakültesi diplomalarında Açık Öğretim Fakültesi ibaresi yer almıyor. Bu da bizlere vaktinde Tansu Çiler'in oğlunun AÖF'de okumasına dayanan bir kıyakmış yeni öğrendim. Hem açıktan okuyup, hem de İşletme Fakültesi mezunu olarak geçiyorsun. Farkını ise sadece araştıranlar bilebiliyor. Bu da Açık Öğretim'in bir diğer bulunmaz velinimeti.

Özetle iş gene kişide bitiyor. İster açık okunsun, ister örgün. İşe alımlarda ise tek üniversite ve tek dil bilmenin yetmediği günümüzde ikinci üniversite olarak okumak mantıklı bir fikir. İleride kendi işini kurma hayallerine sahip olanlar için ise atılacak iyi bir adım.

İmkanınız varsa okuyun. Ancak bütünleme hakkı ne yazık ki yok. Harçlar da her dönem ödeniyor. Çift Anadal'dan daha az uğraştırıcı. Daha fazla maliyetli.

Tavsiyesi benden tercihi size kalmış.


17 Haziran 2013 Pazartesi

Cennetten Bir Köşe Senin Olsun


Ne zormuş sevdiğinin ölümü ardından bakakalmak, olanlara karşı çaresiz kalmak. Daha önce bir yakınımı neredeyse hiç kaybetmemiştim. Dedemin vefatında hayatta yoktum, babaannemin vefatında ise küçüktüm ve babam pek hissettirmemişti yokluğunu. Uzak tutmuştu beni ölüm sürecinden.

Geçtiğimiz günlerde ise çok sevdiğim bir insanı kaybettim. Erkek arkadaşımın annesini. Gülçin Teyze'yi. Ciğerin yanması için kan bağına ihtiyaç yokmuş, ilk kez anladım. On yıldır kansere karşı savaşmış, ne yazık ki mücadeleyi sonunda kaybetmişti. İki buçuk yıla yakın bir süredir tanıyordum. Ama ilk tanıdığımda sağlığı çok daha iyiydi. Gezebiliyor, konuşabiliyor en önemlisi de gülebiliyordu. Son aylarda ise daha da ağırlaşmıştı. İnsan bazen sonucu hissetse de kabullenmek istemez, sevdiği insana konduramaz. İşte tam da öyle oldu.

Görmesini dilediğimiz ve istediğimiz öyle anlar vardı ki. Onları dahi beklemeden kanatlanıp uçtu. Hiç hesapta yokken bizi bıraktı gitti. Belki de gittiği yer onun için daha huzur doluydu, gitmeyi yeğledi.

İşin ilginç yanı da aynı gün annemin girdiği sezeryan ameliyatında iki adet bebeğin dünyaya gelmiş olması.  (Annem ameliyat hemşiresi) İlk nefesin alanların yanında aynı saniyelerde son nefesini verenler. Hayat ne garip.Yeni doğanlar için yaşayanlara belki de veda edilmek zorunda. Hiç istenmese de sevilenler feda edilmek zorunda. Dünya herkese yetecek kadar büyük değil. Kimlerin gideceği ise belirsiz.

Sonuç olarak, Gülçin Teyze'den bize geriye kalanlar tembihleri ve ileride bizi görmek istediğini söylediği yerler. Bedenen artık yanımızda yer alamasa da ilerde yapılacakları hissedeceğine adım gibi eminim.

Ama bir gerçek de var ki bundan sonra 'keşke o da görseydi'  cümlesiyle başlayan anılar hep yarım.

Gülçin Teyzem nur ve ışıklar içinde yat. Mekanın cennet olsun.