kitap etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kitap etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

1 Şubat 2016 Pazartesi

2016 ve Benim İlklerim


Yeni yılın ilk ayını arkamızda bıraktık bile. Bu süreçte senenin ilkleri hakkında bir yazı yazmasam olmazdı tabii ki.

2016'ya hızlı girerek iki adet kitap okudum.Gerçi biri henüz daha bitmedi. Kitaplardan ilki Bin Muhteşem Güneş. Kitabı yazarı ise Uçurtma Avcısı kitabıyla tanınan Khaled Hosseini. Romanda Afganistan'da savaş döneminde yaşayan iki farklı kadının çocukluktan olgunluk dönemlerine kadar geçen hayatı konu ediliyor.

Meryem babasız büyümüş ve gayri meşhur olarak  dünyaya gelen bir kadın. Okutulmamış, dünyadan haberi olmayan, babasız tarafından hiç bir zaman öz evlat gibi benimsenmemiş bir evlat. Leyla ise aile ortamında büyümüş. Öğretmen bir babanın tahsil görmüş kızı. Bu iki alakasız hayata sahip iki kadının hayatı bir zaman sonra kesişiveriyor. Romanda o dönemki Afganistan'ın var olma mücadelesi de bolca ele alınıyor. Son derece etkileyici ve sarsıcı bir roman. Senenin ikinci kitabı ise Yapı Kredi yayınlarından çıkan Bir Kadının Penceresinden adlı kitap oldu. Oktay Rıfat'ın bir kadının aile yaşantısı ve ruh halini işlediği romanı oldukça etkileyici buldum diyebilirim. Filiz adında bir ev hanımının eşi, çocukları ve ev işleri arasından tükenen yaşamı da demek yanlış olmaz. Taa ki hayatına heyecan katan Selim'le tanışana kadar. Roman oldukça akıcı ve türk aile yaşamını oldukça iyi yansıtıyor. Bir Kadının Penceresinden  romanında yer alan Bedri ile Bin Muhteşem Güneş kitabındaki Raşit adını taşıyan koca karakterleri de oldukça birbirine benzer. Farklı karakterler olsa da benzer özelliklere sahipler.

2016'da edindiğim ilk albüm ise Pera'nın En Güzel Mevsimim oldu. Pera'yı henüz bilmeyenler için yerli bir rock grubu. Grup üyeleri Ankaralı olsalar da kendilerini daha çok İstanbul'a ait hissederek Pera adını almışlar. İlk albümlerini 2011'de çıkamışlar. Albüm geçmişi olarak çok da eski olmamalarına rağmen kısa zamanda şarkıları dillere pelesenk olmuş. Parçaları bir çok dizide soundtrack olarak kullanılarak kısa zamanda popüler hale gelmişler. Kuzey Güney, Medcezir, 20 dakika ise bu dizilerden sadece bir kaçı. Vokalde Gökhan Mandır, gitarda Kaya Sevinç ve Arda Algan yer alıyor. Davulda ise Hakan Ünalan var. Neyse lafı fazla uzatmayayım. Pera'nınn son albümü olan En Güzel Mevsimim albüm değerlendirmeme gelecek olursa albümde hit olacak oldukça fazla parça var. Benim ise en beğendiğim ve tekrar tekrar dinlediğim parçalar albüme adını veren En Güzel Mevsimim, Pervane, Ne Ala, Seni Kaybettiğimde ve Kahpe Geceler oldu. Sevgilim İyi ki Doğdun parçası da bu sene romantik çiftlerin vazgeçilmezi olacak eminim. Albümün geneline bakıldığında slow parçalar ağırlıkta. Biraz da melankolik buldum diyebilirim. Tam kitap okurken, ders çalışırken yolda ya da çalışırken dinlenebilecek bir albüm olmuş. Fazlasıyla beğendim. Emeği geçen herkesin emeğine sağlık. Eminim bu albümdeki bir çok parçayı da ileriki tarihlerde birçok dizi ve filmde soundtrack olarak göreceğiz.


2016'da ilk gittiğimiz konser ise Redd grubunun solistlerinin İKSV Salon'da gerçekleştirdikleri akustik konserleri oldu. In Betwin olarak sahne alan Doğan Duru ve Güneş Duru kardeşler kulaklarımızın pasını sildi. Güneş Duru sahne boyunca babacanlığıyla kalbimizde taht kurarken Doğan Duru'nun karizmasına bayıldık. Redd'in albümünden çok fazla albüm çalmasalar da Sezen Aksu ve Aylin Aslım gibi birçok sanatının unutulmaz parçalarını seslendirdiler.


Gelelim 2016'da ilk kez kullandığım üç e-ticaret sitesine. Biri aslında mobil uygulama olan Zebramo adı verilen ikinci el alışveriş sitesi. İkinci el dendiğine bakmayın aslında sıfır ürünüyle satılan üründe oldukça fazla. Özellikle de giyim, kozmetik, aksesuar ve elektronik eşya olarak oldukça fazla seçenek mevcut. Diğer yanda güvenlik anlamında çok sıkılar. Her yazılan ve satılan ürün denetleniyor. Tüketici haklarına oldukça saygılı bir site. Ben de siteden uzun zamandan beri istediğim ancak uçuk fiyatından ve tenime uyumundan tereddüt edip bir türlü alamadığım Benefit Some Kind a Gorgeous kompakt fondöteni oldu. Ürün elime henüz ulaşmadı. Ulaştığında Instagram hesabından değerlendirmesini yazacağım. İkinci olarak alışveriş ettiğim e-ticaret sitesi ise Matraş oldu. Bu aralar sevgililer günü sebebiyle indirimde olan markadan eşime şık bir hediye seçtim. Umarım beğenir. Son olaraksa biriken puanlarımızla ise bu ay başında Shopandmiles'dan kulaklık edindik. Kendime Bigsound beyaz kulaklığı seçerken eşimse Philips SHL3000WT kulaklığı seçti. İkiside canavar gibi de çıktı. Tavsiye ederiz. Gelelim İpek Hanım'ın Çiftliği'ne... Çiftlikten daha önceki yazılarımda bahsetmiştim zaten. Bu ayda Pınar Hanım'dan birçok meyve ve sebze siparişinden bulunduk ve pek memnun kaldık.

2016'nın ilk dizisi de Homeland'ın dördüncü sezonuna başlamak oldu. Şuan sezon olarak yarıyı geçtim sayılır. Bitsin istemiyor, yavaş yavaş izliyorum.

Özetle yeni aya epey hızlı girdik diyebiliriz. Şubat ise konserle ve İf İstanbul bağımsız film festivali ile daha hareketli geçeceğe benziyor. Bir sonraki yazımda görüşmek üzere.




7 Şubat 2015 Cumartesi

Ali ile Ramazan


Aşk romanı okumayı çok sevenlerdenim. O sebeptendir ki Ayşe Kulin, Canan Tan gibi kadın yazarların aşk romanları vazgeçilmezlerim arasında yer alıyor. Kadın ruhunun duygusallığa daha meyilli olduğunda inanıldığından mıdır, yoksa biz kadınların hemcinslerimizle daha rahat empati kurabildiğimizden midir bilmiyorum ama kadın yazarları aşk romanları konusunda daha cesur ve başarılı buluyorum.

Perihan Mağden'in ise bu konuda methini daha önce çokça duysam da romanlarından birini okuyabilmek ancak geçtiğimiz ay kısmet oldu. 'Ali ile Ramazan' ile Perihan Mağden maceram böylelikle başlamış bulundu. Daha önce Ayşe Kulin'in kitaplarından olan 'Gizli Anların Yolcusu' ve 'Bora'nın Kitabını' okuyanlar hikayenin konusunu ve ele alış şeklini Mağden'in 'Ali ile Ramazan'ına benzer nitelikte bulabilirler. Hatta öyle ki iki kitabın sonu da benzer şekilde hazin bir sonla bitiyor. Perihan Mağden bu romanında eşcinsel ilişkilerin tu kaka görüldüğü ülkemizde iki erkeğin arasındaki aşkı oldukça etkileyici bir dille ele almış. Romanın konusundan biraz bahsetmek gerekirse; yetiştirme yurdunda daha çocuk yaşta yolları kesişen Ali ile Ramazan'ın acıklı bir o kadar da içten hikayesi anlatılıyor. Hayatları boyunca sahiplenilecek bir aile bulamamış ve sevgi açlığı içerisinde büyüyen bu iki çocuk son çare olarak birbirlerini bir liman sayarak, birbirlerine sığınıyorlar. Daha sonra bu şefkat adı konulamaz bir aşka dönüşerek Ali ile Ramazan şeklini alıyor. Film sadece Ali ile Razaman'ın aşkını değil, yanısıra ülkemizdeki çarpık düzeni de konu alıyor. Kimsesiz çocukların gördükleri muameleler ve olumsuz yaşam koşulları, reşit yaşa geldikten sonra sığınma evinden ayrılmak zorunda bırakılan kimsesiz çocukların sokaklardaki yaşam mücadelesi de bolca değiniliyor.

Roman boyunca Ramazan'ın sokak çocuğu jargonu da sokakta mendil ya da gül satan çocukladan aşina olduğumuz sohbetin tadını bize yaşatıyor.

Özetle romanı tek kelime ile çarpıcı olarak nitelendirebilirim. Perihan Mağden'i tek bir romanla değerlendirmek istemesem de bu romanındaki dilini ve tarzını oldukça akıcı buldum. Diğer romanlarını da yakın zamanda okumak istiyorum.

Homofobik kaygılarla hikayeye yaklaşmayanlar hikayeyi daha değerli bulacaklardır eminim. Ayrıca Studio 4 İstanbul adlı tiyatro grubu geçtiğimiz yıl romanı Garaj İstanbul tiyatro sahnesine de uyarlamış. Şimdiden okumak isteyenlere, iyi okumalar.

4 Mayıs 2013 Cumartesi

Konu Kitap Olunca- Yarışma Çekiliş Arası Bişiy!


Konu kitap olunca şansımı denemeden duramadım. Hiç çekiliş kazanmadım, şeytanın bacağı kırılır belki bu kez. Diğer yandan da blog yazarı Yamak'a destek olmak istedim.

Yarışma şartları ise şu şekilde;
1)Yamak'ın blogunu takip edin,
2)Kendi blogunda duyurun,
3)Adını, soyadını ve mail adresini bağlantı linkini yorumunda belirtin,
5) Yamak'ın Facebook sayfasını beğenin.

7 Mayıs 2013 son gün. Kitap düşkünlerine bol şans. :)


16 Nisan 2013 Salı

Yüksek Yüksek Topuklar


Bu sefer anlatıp çıkacağım mevzu okuduğum kitapla alakalı. Sadece okumak demeyeyim, resmen azar azar sindirdim kitabı. Kitabın adına gelirsek 'Yüksek Topuklar', Murathan Mungan'dan. Genelde birçok kitabı okumadan ya da filmi izlemeden kitabın veya filmin isminden kafamda bir senaryo oluştururum. Ve o senaryo hiç bir zaman umduğum gibi çıkmaz. Aşırı klişeler dışında daha filmin başından sonunu pek kestiremeyenlerdenim.

Bu kitapta da öyle oldu. Yazar erkek, ismi de kadına dair bir obje olan topuklu ayakkabı ve onun topuğu olunca, kesin ideolojik bir kitap bu dedim. Ataerkil toplumda kadın ve cinsel ayrımcılık, topuklu ayakkabıyla oluşturulan fetişizm, topuklular üzerindeki metropol kadınları, çalışma hayatında kadın falan filan. Meğer işin aslı çok farklıymış. Nermin adında 40 yaşın üzerinde bir bekar kadının hayatı konu alınıyor kitapta. Konular öyle anlatılmış ki bir erkeğin kaleminden bu kadar kadınca çıkması hayli ilginç. Bir erkeğin kadının özel günlerinden tutun, kadın hemcinsleri arasında yaşadığı duygusal gerilimleri bu kadar kadınca yansıtabilmesi beni hayrete düşürdü. Annelik, bekarlık, aşk, ihanet, iş hayatında yaşanan durumlar... Hepsi kadına dair ve tek bir kalemden çıkma. Birçok kişi karaktere Bridget Jones yakıştırmalarında bulunsa da konuca daha dobra ve çok daha samimi. Öyle ki kitabı okurken yer yer ağlamaklı, yer yer mutlu oldum. Kitap içine beni çoktan almıştı.

İşin diğer bir ilginç yanı böyle dişi bir kitabı erkek arkadaşımın tavsiyesiyle almam. Ki normalde okuduğumuz kitapların tarzları da pek uymaz.

Özetle hala okumayan varsa muhakkak okumalı bu kitabı, hemcinsini /  karşı cinsini tekrardan keşfetmek için iyi bir fırsat.




6 Nisan 2012 Cuma

1 Film 1 Kitap

Geçtiğimiz haftalarda Medya Analizi dersi kapsamında '9' filmini izledik sınıfça. Türk yapımı olan filmde Ozan Güven'in yanısıra, Ali Poyrazoğlu, Serra Yılmaz gibi oyuncular da oynuyor. Konusu itibariyle oldukça farklı bir film denebilir. Bir kenar mahallesinde gerçekleşen bir cinayetin perde arkasını konu alan hayli enteresan bir film. Her ne kadar filmin atmosferi insanı buhrana soksa da konusu epey bir ilgimi çekti. Filmin Altın Portakal'da da ödül aldığını ise sonradan öğrendim. Yerli ve polisiye türü film sevenlere tavsiye edebilirim bu filmi.


Aynı hafta içerisinde Ayşe Kulin'in 'Gizli Anların Yolcusu' adlı kitabının konusu da dikkatimi çeken bir diğer şey oldu. Ayşe Kulin son romanında çok farklı bir aşk ilişkisini ele almış. Gerek kitap kapağı tasarımı gerekse içeriği bugüne kadar yazdığı kitaplar arasındaki oldukça marjinal geldi bana. Ayrıca kapak tasarım ve hikaye içinde sık sık yer verilen marka yerleştirmeleri Milenyum serisini anımsattı. Okumak isteyenler için içeriğinden bahsetmiyeceğim ama sosyal medyada kitapla ilgili hayli farklı yorumlar var. Hatta kitap konusu bazı kişilerce epey bir tepki almış.

Aslında '9' filminin konusuyla Ayşe Kulin'in 'Gizli Anların Yolcusu' kitabının bazı yönleriyle hayli benziyor. İkisi de Türk toplumuda tabu haline gelmiş konuları ele alıyor. Henüz kitabı ve filmi izlemeyenler için fazla renk veremesem de alternatif arayanlara iki farklı öneri olarak sunabilirim.


5 Şubat 2011 Cumartesi

Karman Çorman Bir Post

Çarşamba günü sınavlarım bitti ve artık resmen sömestr başka bir deyişle 15 tatile geçmiş bulunmaktayım. Bu boşluktan faydalanmanın en güzel yollarından biri olarak önce kitap okumaya başladım. "Ateşle Oynayan Kız" adlı romana nihayet başlayabildim. Zaten serinin bir önceki kitabı olan "Ejderha Dövmeli Kız"dan önceki postlarımda bahsetmiştim. Kalın bir roman olduğundan kendi kaptırıp bir kaç güne bitireceğimi tahmin ettiğimden 15 tatil gibi bir zaman dilime yayarak kitabı okumak en güzeli.


Bunun dışında daha önce izlediğim ve çokta beğendiğim başrollerini Kate Winslet ve Leonardo Di Caprio'nun paylaştığı 2008 yapımı "Hayallerinin Peşinde" filmini tekrar aynı zevkle izledim. Çok beğendiğim filmleri en az iki kez izleme taraftarıyım, ilk izleyişte o kadar çok ayrıntıyı kaçırıyor ki insan. Ayrıca zihinde daha iyi yer etmesini de sağlıyor. Film gerçekten çok etkileyici, hala izlemeyenler varsa bence kesinlikle izlemeliler.

Son olarak geçen gün Defne Joy Foster'ın vefatından bahsetmeden geçemiycem. Geçtiğimiz senelerde Star tv ekranlarında "Çat kapı" adlı programını büyük bir zevkle takip ederdim, gene tv8'de çıkan adını şuan hatırlayamadığım bir programı vardı, çokta eğlendirdim izlerken. Vefatını duyunca da gerçekten çok üzüldüm. Bunun yanında Hıncal Uluç'un dün gazete yazdığı yazıya daha da üzüldüm, bir insan nasıl bu kadar çirkinleşebilir. Onun için söylenebilecek en iyi söz "Dinime küfreden müslüman olsa" olur bence, herkes Hıncal beyinde ne mal olduğunu gayet iyi biliyor çünkü.




15 Ocak 2011 Cumartesi

"Aşk"a Başlamak

Final tatiline bugün itibariyle girmiş bulunmaktayım. Daha ders çalışma moduna giremedim, ders notlarını çıkartma ve derlemeyle uğraşıyorum henüz. Bütün bunların yanında uzun zamandır okumak istediğim ama ancak fırsatını bulup ancak aldığım kitap Elif Şafak'ın "Aşk" adlı romanına başladım. Kitabı almadan önce yavan bir aşk öyküsü beklediğimden kitabı okumaya başladığımda kitaba adını veren "aşk" kelimesinin bugün herkesin dilinden olan sıradanlaştırılmış "aşk" kelimesinden çok farklı ve derin anlamları da içinde barındırdığını anladım ve bu önyargımdan dolayı da kızdım kendime. Henüz yarısına gelmiş olmama karşın hikayeden oldukça etkilendim diyebilirim. Kitabı bitirince size 40 kuraldan en etkilendiklerimi ve kitabın tamamı hakkındaki düşüncemi yazacağım.


Son olarak...
Başlı başına bir dünyadır aşk. Ya tam ortasındasındır, merkezinde, ya da dışındasındır, hasretinde.





7 Kasım 2010 Pazar

Bir Film, Bir Roman

Dün kızlarla beraber "Sex and the city 2" filmini izledik hep beraber. İlk filmi beni çok etkilemese de ikinci filmin Arabistan da çekilen sahneleri benim açımdan oldukça farklı ve dikkat çekiciydi. Bir yandan Amerikalı kadınların rahat yaşam tarzı, diğer yanda Arap ülkelerindeki kesin kurallar, muhafazakarlık ve kültür farklılıkları esprili bir dille ele alınmış. Filmi izleyen bilirler, filmde Sarah Jessica Parker'a bile kara çarşaf giydirmeyi başarmışlar. Ayrıca Amerikalılar gözünde İslamiyette oldukça iyi yansıtılmış filmde. Bir iki dokundurma cümlenin dışında Arap kültürüne gayet saygılı yaklaşılmış. Film asla kendi dinleri dışında olan bir başka dini ve kültürü aşağılama gibi bir anlayışı içermiyor ayrıca Arap kültürüne ve mimari yapısına da duyulan hayranlıksa cabası. Sırf bu nedenlerden dolayı izlenmesi gereken filmler arasında belirtilebilir "Sex and the city 2".


Ayrıca bugün bitirdiğim Ahmet Ümit'in, İstanbul Hatırası romanı da okunabilecek kitap arasında tavsiye edebilirim. Polisiye roman olan kitapta, İstanbul ve tarihi hakkındaki bilgiler polisiye akışının içinde eritilerek sizlere veriliyor. Bu aralar güzel bir film ya da sürükleyici bir roman okumak isteyenlere bu iki alternatif benden tavsiye.



19 Ekim 2010 Salı

Yazı Mazı, Post Most


200 kişi oldu hatta geçti bile blogum. Yazdıklarımın beğenilmesi ve izlenmesi gerçekten güzel bir duygu. Hele de bunu küfür etmeden, özel hayatımı ifşa ederek değil, kendi üslubumca içimden geldiğince ama edebince yaptığımdan daha da mutlu oluyorum. En önemlisi de yazdıklarıma sahip çıkıyorum. Anonim olmamak bu yazılar bana ait diyebilmek de ayrı bir keyif.

Size dünkü yağmurdan bahsedeyim. Dünya biz sivri akıllılar Çağla, Begüm,ben ve Melih kapalı hava da gidilebilecek en son yer alan Forum Bornova'ya gittik. Ne akla hizmet yaptık bilmiyorum. Oradan da Buca'ya Çağlaların evine. Çağla'nın kedisi Şaşkın'ı mıncırdık. Cinsiyeti erkek olan Şaşkın'ın hemcinslerine olan düşmanlığı Melih'ten köşe bucak kaçmasına neden oldu. Kedicik korkudan evin en ücra köşesinde uyuyup kalmış. Dört kişi zor bulduk kediyi.

Dün de "Ejderha Dövmeli Kız"ı okumaya başladım. Genelde her yazarın üslubu sarmadığından ilk sayfalardan sarmadı mı asla devamını getiremem okumanın ama bu kitaba bayıldım. Sonra da filmini izlemek niyetindeyim. Bir de "Ateşle Oynayan Kız" varmış bu kitabın devamı niteliğinde o da fena olmasa gerek.

Şimdilik gelişmeler bunlar, sonra görüşmek üzere. (hasta luego)


1 Ağustos 2010 Pazar

Staj Biter, Bu Kız Buralardan Gider


Cuma günü stajım bitmiş bulunmakta. Ayrılırken sevgi seli eşliğinde tamamladım stajımı. Ancak toplantı olduğu için ayrılık için pasta börek yenerek kalori almaya yönelik geleneksel ayrılık merasimini gerçekleştiremedik. 


Sözümüz var, pastamızı böreğimizi alıp gidicez bir gün.

Yarında Altınoluk'a tatile gidiyorum nihayet. Miskin miskin yatıcam, en önemli planım bu şimdilik.

Bugün Forum Bornova'ya gittim ve D&R'dan ne zamandır yanma aşkıyla tutuştuğum Pucca'nın kitabını aldım. Başlamaya niyetim yok henüz, deniz kenarında malak gibi yatarken okuma niyetindeyim. Zaten bu yüzden erteledim kitabı almayı bu kadar. Bu aralar Pucca'nın günlüğü bırak biz ünsüzleri ünlülerin arasında bile oldukça revaçta. Okuyalım bakalım neler döktürmüş Pucca bu kez. Blogunu okurkenki yüzüme yayılan kocaman gülümseme kitabı okurkende gerçekleşecek mi.

Bu arada ufukta yeni heycanlar gözükmekte ama henüz belli değil benden bu kadar gerisini sen çöz. Olan biten böyle şimdilik, bir süre yazamayabilirim belkide yazadabilirim. Hiç de belli olmaz sağım solum. Görüşürüz baş baş.



17 Şubat 2010 Çarşamba

Neler Oldu Neler Bitti

Biriktirmedeyim bir kaç gündür. Şimdi ise madde madde havadislerim var sizlere;

* Hayatımda ilk defa Bandırma'dayken hakkını vermek suretiyle Hande ve Kadir çiftine Bandırma'nın meşhur iskender kebabını parama kıyarak ısmarladım. Bu olay önemlidir bilhassa kıymetli paramı harcamam açısından. Buradan blogerlara da Bandırma'ya yollara düşerse Meşhur İskender Dönercisi'ne uğramaları şiddetle tavsiye ediyorum.

* 14 Şubat'ı teğet geçtim hiç olmamışcasına. Aıradandı benim için, bir o kadar da gereksiz. Yalnız olmam kaynaklı değil elbette. Gerçekten de gereksiz olduğundan. Etrafımdaki çiftlerde aynı düşünce.


Ayrıca zaten 14 Şubatta yoldaydım, otobüste dombili bir hanımla yan yana 4,5 saat geçen ormantik anlar süsledi bütün günümü.

* Dün sonunda istediğim Gülse Birsel'in "Velev ki ciddiyim!" adlı kitabını aldım. Daha önceki kitaplarını sevenler bunuda seveceklerdir eminim..

* Son olarak "Korsana Hayır!" konulu yarışmaya afiş gönderdim bugün. Bakalım neler olacak, sonucu sabırsızlıkla beklenmekte.